12 12 2007

BUNDANDI / HÜSEYİN KIR

                                                bundandı aşkın en onulmaz yerinde susuşumuz duruşumuz bundandı böyle mahcup sayrıl kelimelerdi bizi kendine çeken bir adım ötemiz cehennemdi yürürdük çoğalırdı ellerimiz sığmazdı ellerimize hüzünlerimiz bundandı hayrette kalışımız Devamı

28 11 2007

ölüm fotoğrafları

  ben ölümdüm her akşam hüznüyle ölürdüm oysa ne çok şarkı söyler yürürdüm bilirdim her şarkı dokunur gönlüme her adım tüketir adımı ne de çok adım vardı nereye dönsem deniz oradaydı bir beyaz martı çığlık çığlığa ağzında inci mercan nar nârına ölürdüm   ben ölümdüm kaçtıkça kanardı düşlerim uykuya sarılır gözlerim kavgaya uyanırdım kurşun asker değildim postallarım temizdi omzum boştu lâkin bir başım vardı kavlamış kulağım bereme gizlenmiş saçlarım sonra kelimelerim olanca yorgunluğuma eş yeminim her vakit alkışım ısınmadan soğuyan soğudukça ısınan yatağım ki akardım aktıkça genişlerdi suskun her yağmur ürkütür yolda bırakırdı her kar ben her seher ölürdüm   ben ölümdüm  denizin rahmini yırtınca o çirkin ses yüzünce gövdesini köpürten hançer açardım penceremi hayata inat uzanırdım körfeze yaslanarak her nöbet ısınırdı avuçlarım katırtırnakları batardı sırrıma kasılır tutardım büyürdü karanlığın ortasında nicedir serpilen serap binnaz nazına ölürdüm     ben ölümdüm pusulam pusluydu rehberim kaçak yani ben vuruldukça yarasını öpen teleği tükenmiş kefeni biçilmiş güvercin gerdanı gayya gözleri köz öylece dalardım arastaya hüner beğenmeye dostumu ünler küserdi kalemim poyrazı savurur kıbleyi saklardım yanardı ayaklarım bağrında sımsıcak kan sûzan sana ölürdüm     ben ölümdüm doyamaz ölürdüm ... Devamı

28 11 2007

ölüm fotoğrafları II

  ben ölümdüm evvel beher değince dallara çiçekler açardı saçlarımda kalbimin orta yerinde dağda taşta içimi kanatan o güle dokunabilmek için-yani hüzne yonuzerikleri  gibi yalnız yalnızlığa tutunurdum ben öyle güleç güle doyamaz ölürdüm     ben ölümdüm akşam gülümsedikçe teninde ateşlenir peşine düşerdim yolların kekikli yamaçlarda ağıtlarda eğleşen kınalı kekliklerin sevda yakarası sözleri kum kuyusunda murtazanın kanı gurbetindeydi aynaların ben isyan atlası aşkın ta kendisi kendisine doyamaz ölürdüm     ben ölümdüm dilim çoğaldıkça sözcüklerde sözler akardı iki yanımdan ayva tüylerinden erguvanlardan binbir sırra mahkûm zamanın kuyusundan yalnız kayboluşları artakalan (ya neydi hatıraları küreyen kar) hani kendime döndümdü o son yaz, gölgem gibi hem vardı hem yok yar yara doyamaz ölürdüm       ... Devamı

20 11 2007

aşkın gülümseyen resmine nazire

  -resim altı-      üzerin yazdı sesin güz efsun buğusu gözlerin bahar turunç sinesi ellerin seğirirdin kalbime menekşeler gibi bilmez misin ey aşk kaç cemre gördü leylak duldası bu tenin     hani nerede leyla yandıkça bürünen çöl ey aşk göyneğin evlat kokusu senin bakışın çıldırtan tütsü endazen mermer şavkı tac kırılmasın hüzün pencereni aç     -resmin arkasına yazılan çağrı-     ey aşk içimize dokunup kaçma öyle çoğalt yüzümüzü kuytularda kalma süzül rüyalarımıza lekesiz resimler gönder gövdesi kan başı duman şehzadeler                         bir şehzade elinde ayn                         bir şehzade elinde şın                         bir şehzade elinde kaf gül yine öp yağmurları cilvelensin bulutlar semada kaykılan bıçak ey aşk aç defteri fısılda kaderi      -aşkın sitemi-     ey can gözlerde nergis göğüslerde lalesin unuttun mu can meclisini gözet kendini derdnâk ol elmas sar yarana müştâk ol sakınma gir yola inme ak atından varsın her adım ağulu kuyu olsun bilmez misin sular derine akar bak yağmur yağıyor aç sedefin kıskansın seni kaf ardında ajı dahaka   ey can bunalt bakışlarını sühân ol hasret sahralarına bilmez misin ne yerdedir ne göktedir leylâ öldükçe dirilen ankâ aç kucağını şehrin deniz dolsun toprağa doysun      -derkenar-     ey cân bilmez misin kime dokundum da kaldı yapayalnız çoğalmadı hüznü yakışmadı ateşe nice süzüldüm görmez misin halim hani kaldı mı ki            &n... Devamı

08 11 2007

CEM YAVUZ İLE...

      Cem Yavuz yeni şiir kitabı Seyr’i anlattı BURHAN EREN Şair Cem Yavuz, ilk şiir kitabı Ayn’dan yedi yıl sonra şiirlerini Seyr adıyla kitaplaştırdı. Seyr’in bir de yol arkadaşı var: Seyr’engiz. Şair, “Seyr’engiz”i şiirinin kılavuzu gibi görüyor ve okuru, rûya ve hayalin imkanlarıyla bir yolculuğa davet ediyor. Bu yolculukta perdeler bir bir kalkarken okur da anlamın ruhuna erip semâ’ya katılıyor. Yolculuklarında İbn Arabi’ye atıflar yapan Yavuz’un şiirinde ve metinlerinde bu ‘ruhsal akrabalık’ın izleri belirgin biçimde görülüyor. Aslında onun yaptığı, “Modern şiire ilişkin tartışmaların yörüngesinden kopmaksızın; Batı dillerindeki ‘image’ kavramını hayâl sözcüğüyle ikame ederek, yeni bir şiir ontolojisi önermek.” Şiiri, kendisine bahşedilen bir fener, bir sirâc’ olarak gören Yavuz, eserini ‘örtülü’ bulan okura da ‘sebat’ tavsiye ediyor. Cem Yavuz ile Seyr’ ve Seyr’engiz’den yola çıkıp şiiri üzerine söyleştik. Rûya (hayal), ru’yet ve sema’… Seyrengiz’de şiirin nerede durduğuna ilişkin etrafında döndüğünüz bu üç kavramı açarak başlayalım…   Aslında bütün kavramlar birbirini çağıran bir biçimde örgülenmiş durumda. Mesela, kitabı bitirdikten sonra başka bir kavramın, adeta bir kabartma gibi dışarı doğru vurduğunu gördüm. O beni çağırdıkça ben onu çağıracağım ve bir gün nasipse, miraç bahsini yazacağım. Belki ‘Bir özgürleşme vaadi olarak mirac’a dair… Çünkü şiir, ancak şairin miracı olmakla sahicidir. Bunun dışında, çok kişisel duygulanımlarımızı, kimi hisli söyleyişlerimizi, boğazına kadar akıntıya kapılmış şiir-selliğimizi ilâmdan başka bir şeye yaramaz. Şiirden meram lafzı murad değil, murad-ı Hakk’tır; olmalıdır. Hakkı ister seküler alın, ister dini bağlamda; Ece Ayhan’ınki hakkını arar, Asaf Halet’... Devamı

08 11 2007

Bağlantıda olduğum siteler:

http://www.edebistan.com   http://www.Antoloji.Com/mehmet_solak   http://negatif.com  (üye adı: mehbe)   http://40ikindi.com   Devamı

03 11 2007

İHSAN DENİZ İLE...

ŞAİR,  İÇİNDEKİ KEDERİ HOŞ TUTAN İNSANDIR.   İhsan Deniz, 80 kuşağının özgün şairlerinden. Bürde Dergisinin kuruluşuna katıldı (1991). 1995-99 yılları arasında, İpek Dili şiir seçkisini (15 sayı) yayımladı ve yönetti. On yıldan fazla bir süre Yeni Şafak Gazetesi’nin kültür sayfasında haftalık yazılar kaleme aldı. 1988’den bu yana Bursa’da yaşıyor ve Araştırma Kütüphanesi’nde yöneticilik yapıyor. 27 yıldır sahih şiirin peşinde. ‘Sükut eder gibi’ dizeler söylüyor. Şiirde ince işçiliği önemsiyor, okurdan da aynı dikkati bekleyen şiirler yazıyor. İhsan Deniz, 2002 yılında, Hurûfî Melâl adlı kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği tarafından “Yılın Şairi” seçildi. Çeşitli yayınevlerinden Mağara Külleri, Yalnız Sana Söylenen, Adımlarımın Gizli Sokağı, Perdeler, Gecediloldu, Hurûfî Melâl, Bozgun Siperi adlı şiir kitapları yayımlanan şairin toplu şiirleri, 2005 yılında Buz ve Fire adıyla Hece Yayınları’ndan çıkmıştı. İhsan Deniz’le yeni kitabı Daima Unutma’dan yola çıkarak şiiri konuştuk.   Daima Unutma, toplu şiirlerden sonraki ilk kitabınız. Kitap bir kısmını Hece dergisinde okuduğumuz ikişer dizelik şiirlerden oluşuyor. İhsan Deniz kısa şiir vadisine nasıl girdi? Bu bir tercih miydi?   Aslında bir tercih değildi benim için. Tercih olabilmesi için şairin içinde bulunduğu veya hissettiği şiirsel izleğin önceden düşünülmüş, tasarlanmış olması lazım. Kısa şiirler kendiliğinden doğdu diyebilirim. Bununla birlikte kitaptaki şiirlerin kendi şiirimi dönüştürmek, kendi içinde zenginleştirmek, yeni kulvarlar aramak bağlamında bir arayış hamlesi olduğunu söyleyebilirim.   Kitaptaki bütün ikilikler soru cümlesi şeklinde. Okurda şöyle bir duygu uyandırıyor: Bu kitap kocaman bir soru işareti... Bütün şiirler soru cümlesi şeklinde mi geldi, yoksa böyle mi kurguladınız?   İnsan, yazdıklarının önceden kitap olacağını bilemez. Bu kitabın ilk şiirindeki ilk mısra yazılırken böyle bir ... Devamı

01 11 2007

KİTAP NEYİMİZ OLUR?

  Doğrudan soralım: Kitap en iyi dostumuz mudur? Sözü hiç uzatmadan cevaplayalım:  Hayır! Kitabın dost  olmadığı muhakkak.  Dost değilse nasıl en iyisi olabilir ki zaten. Peki dost değilse nedir? Sadece, evet sadece, kitap. Kitabı sadece kitap olarak algılamak, onu değersizleştirmek midir? Kesinlikle hayır. Aksine, bir şeye olduğundan daha fazla anlam yüklemek onu anlamsızlaştırmaktır. Zira mükemmelleştirmek  de bir  nevi  değersizleştirmek değil  midir? Hayatımızı anlamlandırırken pek çok varlıkla ve nesneyle  ilişki kurarız. Varlıklarla ve nesnelerle kurduğumuz ilişki biçimimiz, onları algılayış tavrımızın sonucudur. Bu algılayışımız, sadece onları anlamlandırmamızı değil, kendimizi de anlamlandırmamızı mümkün kılar. Bu bağlamda önemli olanın bizim tavrımızdan başka bir şey olmadığı açıktır. Çünkü varlıklar ve nesneler, bizimle ilişkileri boyutunda varlık kazanırlar.  Onlara  gerçeklik kazandıran insandır yani. Aslında bu gerçeklik de; asıl gerçeklik değil, sanal gerçekliktir; sınırları bizimle bağımlı bir gerçeklik. Diğer yandan, bir varlığın ya da bir nesnenin insanla ilişkilenmemiş olması, onun asıl gerçekliğine halel getirmez. Çünkü bizim gerçekliğimiz, tüm alemin gerçekliği değildir. İşte, kitap da bu gerçeklik dışında olamaz. Kitaba yüklediğimiz anlam, kendimizi tanıma ve tanımlama biçimimizi ele verir. Kendimizi tanımlama biçimimiz  başka varlıklarla ve nesnelerle olan ilişkimizin boyutlarını belirler. Yani,  varlıkları ya kendimize göre konumlandırır; yahut kendimizi onlara göre ayarlarız. Bu konumlandırma ve ayarlama sürecinde kitabın yeri konumlandırma kategorisi değildir. Konumlandırma, iki insan arasında mümkündür çünkü. Dostluk da iki insan arasındaki ontolojik bağ değil midir? Bir insanın, bir başka insanla kurması gereken ilişkiyi / bağı, bir nesneye indirgemesi en başta kendine haksızlıktır. Elbette kitaba da.  Kaldı ki, kitabın insanlaştırılması, nesneleştirilmesi kadar... Devamı

31 10 2007

GÜNDELİKÇİ GÖZ / BETÜL SOLAK

  Kamyon dolusu gündelikçi /                Kadın doluyor gözlerime Gündelikçi göz Yürekleri kabarık düğüm düğüm Gün yanığı tenlerinde ter kokusu, Hınç toprak çalığı ellerinde Gündelikçi kadınlar geçiyor gözlerimden Uzak yarınlara kaygılı Soğuk özlemlere dalgın                            gündelikçi gözler …                                                               ... Devamı

31 10 2007

DEVRÂN / HÜSEYİN KIR

                                       gece esner                                    dokunur nefesi kanatlarına                                    sen dönersin                                      tennure giyer                                    çekiç sesine kulak verirsin                                      gece terler                                    serinler rüzgârından                                    hayret edersin                               ... Devamı