02 04 2009

gölge üçlemesi: gölge- n / mehmet solak

  gölgesi  yoksa aşkın kime yeter kendi kokusu kime göz  kendinde kalmışsa ıslak kirpikler kendindehevesi dilinde şairin varsa elde avuçta bir kederçıksın romanlardan haylaz ve şaşkınmahrem odalara sırdaş yüzlereksik kalmasın sözde sükûnetbu beyaz kâğıt bu kapalı kapıçıplak bayırlar bomboz toprakey aşkkalacaksan buradaaynası ol hayatıngölgesiz kalma  kimsır almamışsa suyun esrarındandest-bûsî arzusuyladipsiz uykulara dalamadanboğulmuşsa çocukluğundave yoksa gölgesi aşka yetiş eygölgesizler gölgesigölgesiz kaldım... Devamı

02 04 2009

gölge üçlemesi: gölge-si / betül solak

gölgesi  menevişharesi bendöngüsü daim uykulardasüzülen kuğugölgen kadar varsınvarsın çevrilsinhayat çemberideğil mi kikapandı sır perdesiyazgı kalemikırıldı bir kezsarıl kendine kendinlesinaralansın perdelerbilinsin aşkın gölgesidoygun kokular sürünsünsınanmış korkularkan rüyalar düşsüncan bulan toprağadurulsun nefesiey hayatgölgedendiksürgünler süreğindesana değdik ... Devamı

03 03 2009

aralık durakları

                               reyhan’a  -çıkmaz aralık-  akan ırmak döner mi gerisin geriya kaçıncı kez ara veren yaşamayanasipsiz bir mevsim sonuyollar sarı toprak sa(y)rıysaerken kışın ayazı alın çatımdaaralık kalmışsa tam aralıktagözümde habire büyüyen hayathep kederli hep müebbet  -kuytu aralık-  daraldım /eşikte/ daraldıkça zamantaştıkça mübadil isyanımnice münhal kuytular vardıbeni bekleyen hal’im, suskunher nereye dönsemhemhal olmak içinyoluna döndön yüzüne dönaralık kalma, diyen  -ıssız aralık-  kim silebilir ateşin izinihele yalnızlığı düştüğü yerdenkan izini, akmışsa bir kerebir cemre de kalbime düşer mi tanrımbahar güneşi sızar mı yine aralık kalbime eklenir mi kopan parçası resminkendi kadarsa insan tek kendiyakasına yapışmışsa sorgu sualbulur muyum ıssız aralığımıeksik kalmış hangi hayatlarda-son aralık-   gittinderin bir çentik attın kalbimizekaldık seninle ... Devamı

01 03 2009

İHSAN DENİZ'LE SÖYLEŞİ

“BAHT-I SİYAH İLK VE SON ÇIĞLIĞIM”Daima Unutma’nın ‘eksik’ kalmış, ‘yarım’ bırakılmış bir kitap olduğundan söz etmiştim. Şimdi daha net konuşabilirim: Tam tersine, Baht-ı Siyâh, Daima Unutma’nın ‘önünü kesen’ bir kitap oldu. Daha doğrusu, Daima Unutma’daki şiir kulvarını, atmosferi, tarzı, biçimi vs. şairin karşılaştığı/yaşadığı ‘hâl’ dolayısıyla geri planda bırakan ve dahası, yazılması için kendini şaire dayatan bir kitap… İsmi yazılma esnasında ortaya çıkan Baht-ı Siyâh’ın,bu dünyadaki ilk ve son çığlığım olduğunu söylemeliyim. -Niçin uzun şiire niyet etmiştiniz? Karşılaştığım/yaşadığım “sürpriz” ‘hâl’, ancak ‘uzun bir şiir’le soğutulabilecek/dönüştürülebilecek türdendi. Diğer taraftan, metne soluk katacak bir ‘hikâye’si de vardı bunun. Bu anlamda, kısa şiir ‘imkânsız’dı. Yaşadığım ‘tecrübe’nin vahameti ve ruh dünyamdaki derin etkisi karşısında, kelimelere bir çılgın gibi hücum edeceğim belliydi. Baht-ı Siyâh, hiç durmadan yazdığım ve yazdıkça damıttığım/süzdüğüm bir metin olarak doğdu. -İlk dizenin ve bitişin belli olması, şiirin kelimelere dökülüşünü etkiledi mi? Herhangi bir etkisi olmadı. “Ne ise o olan şey” vâkî oldu! O dönem, yani yazılış süreci, benim için, ilk defa yaşadığım olağandışı bir motivasyonu da beraberinde getirdi: İçten içe hissettiğim “Dünyada yapacağım son iş” kışkırtması hiç peşimi bırakmadı. Yalnız şunu belirteyim: Fark edileceği üzere, kitabın final mısraı ‘yarım’dır, eksik aktarılmıştır oraya. Bu da bana, kitabın yeni baskısında -eğer olursa tabii- okura bir sürpri... Devamı

09 02 2009

kendine mahfuz

“bir kelime seç kendineadın olsun” demiştim, hanibir adın yoktu kalemden önceçöle safran saçanüryan eşkâllere nispetbıçkın bir çocuk gibimuhkem kadere sokulupsöze bulanan apansız  bir kelimegünahtan kalma dudaklarındadokundukça susan harflerdensingin bakışlara armağanher ne kalmışsa yüreğinde öksüzdöndüğünde kendinesuyla ve ateşleve sınanmış kokunla nedamettenüç kere vuruldukta bağrına  bir kelimekemikten ve kandankendine mahfuz Devamı

05 02 2009

ŞİİR, ŞAİRİN NESİDİR?

                                                  Malı  değildir kesinlikle.Çünkü mülkiyeti kabul etmez şiir; şairin mülkiyetini bile.Diğer sanat dallarına ait eserler, her zaman aidiyet ilişkisiyle değerlendirilir. Özdeşleşme vardır bir bakıma; eser sanatçıyı, sanatçı eseri çağrıştırır çoğu zaman. Bu çağrıştırmanın tekil ya  da çoğul boyutta olması bir şey değiştirmez. Örneğin; Mimar Sinan dendiğinde en kulaktan dolma bilgiye sahip olanlar dahi, ona ait bir eser söyleyebilirler. Resim için de böyledir, müzik için de. Oysa şiir söz konusu olduğunda aynı durum geçerli değildir. Şairler, öncelikle düşünceleriyle veya yaşam biçimleriyle tanınır, bilinir. Yani şair, şiirinin önüne geçer hep. Hatta kimileyin bile isteye örter şiirini. Şiirini örttükçe kendini cilalamış olur şair. Şairin kendine duyduğu bu narsistik sevgi, şiirinin geri planda kalması için yeterlidir.Şiir mi şair mi, dendiğinde şiirden yana olmalı tavrımız. En başta şairin tavrı elbette. Ama görüyoruz ki hiç de öyle değil. Hem şairin kendisi için böyle bu  hem de şiirseverler için. Ama neden?Görünen o ki; şiir, bir iktidar aracıdır. Biliyorum, bir genelleme bu. Ve genellemeler, her zaman yanılma payı içerir. Bütün yanılma riskine rağmen; şiirin bir iktidar aracı olduğunu yinelemek durumundayım. Hemen belirmeliyim ki,  kişisel algımdan değil, gözlemlediğim genel algıdan bahsediyorum. En ünlüsünden en yenisine pek çok şairde gördüğümüz bir tezah... Devamı

01 01 2009

GELECEĞİ ISMARLAMAK

Koca bir muamma şu gelecek! Yoksa  meçhul mü demeli?Peki ya ısmarlamak da neyin nesi?Daha sözün başında; ısmarlamacı bir toplum olduğumuz söylense ne dersiniz?Çokça itiraz edileceğini sanmıyorum. Ekmek ısmarlarız, sebze-meyve, şeker…her şey. Aklınıza gelebilecek her somut varlığın bir şekilde birilerine ısmarlandığını görürsünüz, duyarsınız. Bu kadarla kalır mı? Hayır! Soyut ısmarlamalar da yapılır. Evlenmek için kız ısmarlanır, görücü gönderilir   pek çok kıza. Çocuklar için eğitim biçimi, meslek, torun… Kısacası hayat bile ısmarlarız. Ismarlama yaşadığımızdan olsa gerek hiç yadırgamayız ısmarlama duyguları, ısmarlama düşünceleri… Yani ısmarlama hayatı.Hayat topyekün ısmarlama ise, gelecek neden ısmarlama olmasın ki? Hem gelecek de  ne demek? Geçmiş-gelecek ısmarlama kurgudan başka nedir? Peki ya şimdi!‘Şimdi’ yok zaten. Şimdi’nin yeri yok hayatımızda. Oysa asıl olan şimdi. Zaman, ancak şimdi içinde algılanabilir çünkü. Sadece algılamak mı? Ya yaşamak! Şimdi’de yaşanan değil midir asıl yaşantı. Lütfen dikkat: Zamanı idrak etmekten bahsediyorum, yoksa günü gün etmek hedonizminden değil kesinlikle.İşte, geçmişe takılıp kalanlar ya da boyuna gelecek ısmarlayanlardır şimdi’nin idrakinde olamayanlar. Bu ısmarlama, kimileyin narsizm aşamasına kadar varır. “Bencillik, insanın istediği gibi yaşaması değil;  başkalarının kendisinin istediği gibi yaşamasını beklemesidir.” der Oscar Wilde. Tastamam narsistik bir yaklaşım demek ki gelecek ısmarlamak. Lâkin öylesine sinmiş ki varlığımıza, çoğumuz farkında değiliz bu durumun. Hatta kalıtsal bir hal almış. Öyle ki insanlar, kendilerine ısmarlayıp da gerçekleştiremedikleri yaşantıyı başkalarının şahsında (çoğu kere ... Devamı

08 12 2008

OLAN KİM YAPAN NE?

İnsan ‘ne’dir?Sıradan bir soru mu bu? Hep sorulagelen hep kolayca cevaplanıveren.Çoğu insan için öyledir muhakkak. Aslında kışkırtıcı bir soru. Çünkü yönlendirici. Dolayısıyla tanımlamacı.Belki de en belirgin yanı bu insanın; tanımlayarak varolmak.Tanımlamak, yalnızca  varolanı görmekten ibaret değildir ama. Varolmayanı da görmek demektir  aynı zamanda.Oysa çoğunlukla varolana odaklıdır insan. Zira varolanı göstererek kendini işaret etmektir asıl amacı. Bu işaret etmenin en somut biçimi de özne-nesne ilişkisidir.Özne-nesne ilişkisi desek de her ne kadar, genelde anlaşılanın ötesinde farklı bir ilişkiden bahsettiğimizi söylemeye gerek yok sanırım. Yine de söylemiş olalım. Nasıl bir ilişki peki bahsettiğimiz?İlişki, birlikteliktir her şeyden önce. O birlikteliği var kılan olmazsa olmaz bir ‘bağ’ vardır.  İşte o  bağı  yaşamaktır insanı tanımanın yegâne yolu. İnsan hakkında bir şeyler bilmek, onu  tanımak olamaz değil mi?Öte yandan, birliktelikte bilinen biçimiyle özne-nesne ilişkisi yoktur. Çünkü yapan-olan ilişkisi değildir birliktelik. Her ne kadar ‘yapan’ konumuna talip olsak da hemen, ‘bağın yaşanması’ bağlamında olması gereken ‘olma’ya talip olmaktır. Olmak, sanıldığının aksine edilgenlik de değildir.Yapan, dışa dönük yaşar, başkalarının yaşantılarında yer arar kendine.  Olur olmaz her şeyi kendince tanımlar. Tanımlama düşkünlüğü, tanımlanmaya razı oluşunun göstergesidir. Genel algının içinde bir durumdur bu. Bunun da farkındadır. Her tanımlamayla kendi özneliğini vurgulamaya çabalar. Ancak her şeye rağmen görecelikten kurtulamaz. Tanımladıklarıyla vardır çünkü. Onlar yoksa kendi de yoktur. Yani nesne varsa özne vardır. Gerçekte  olmayan bir... Devamı