07 07 2007

sorsam usulca

kaldı mı kimi kimsen iki adres arasında kahırdan boyuna eksilen senden temkinsiz bir rivayetin vadesiz mektuplarından başka   kaldı mı…   en hazin şarkımın rengi ol, sıfatı öyleyse heveskâr esmerliğime sırdaş içimde eskiyen siyah- beyaz bir filmde mültecisin işte, kendinden çıkacak yolun yoksa kime uzak kime çıkar bilmediğin ne sırtında hırkan sükûtu neftî  ne mührün lekesi cebinde   haydi in kendine bir kelime seç kimsesiz harflerin  sığınağı olsun aramızda gezen meleklerin sesi sırlardan bile sessiz nâzenin bir kelime: adın olsun   ... Devamı

03 07 2007

GELMİŞ BULUNDUM

 (...) “Şiirler yazdım,kitaplar okudum  Elime bir bardak aldım,onu yeniden oydum  Derinlerde kaldım bir zaman  Kim bulmuş ki yerini,kim ne anlamış sanki mutluluktan  Ey yağmur sonraları,boş bahçeler,akşam sefaları  Söyleşin benimle biraz bir kere gelmiş bulundum.” (Edip Cansever)       Gelmiş bulundum bir kere. Anlamadım lâkin:Geldim mi bulundum mu?Geldimse niye habersizim olup bitenden?Neden görmedim,duymadım gelişimi?Kim toplayıverdi koltuğuma sıkıştırılan bohçamı?Kimdim ben? Ben kimdim?Nerede buldum kendimi?Ya bulundum mu?Nasıldım,kim vardı yanıbaşımda?Kim aldı cebimdeki adresleri,bitmedi,düşlerimi. Sonra şiirlerim vardı,yazıp yazıp sakladığım;beni ne zaman ,nerede bulurlar bilmediğim kelebeklerim.Sevmeye doyamadığım o nâzeninler. O nâzenin kitaplarım.Nasıl da paylaştık birbirimizi yıllarca.Sonra ellerimle yaktım onları.Zor yandılar,habire eşeledim sayfaları elimdeki portakal dalıyla.Çoktular,kalındılar.Derinlere alıp götürdüler beni yandıkça.Yanmayanları da iyice gömdüm  derine;iyice derine. Kim bulmuş onları?Kim ‘ne anlamış ki mutluluktan’ mutsuzluk izi bulmuş kararmış sayfalarda?Kim görmüş kararan sayfalarla kararan yürekteki kederi?Sonra hıncı.Sonra buğulanan gözlerde başlayan savaşı. Ve kalmadı savaşta olmayan bir yanımız.   Yağmur mu?Ah keşke. Keşke yağsa yağmur!Tütsülense havamız.Serinlese içimiz.Serinlese bahçeler,akşamsefaları.Akşamsefası koksa akşamlarımız. Bir şey demediniz,ama gelmiş bulundum.Geri çevirmek olmaz bir kere geleni.Hem gelen benim,ben;akşamsefalarının sıkı dostu.Biliyorum biraz kırılganım.Belki çokça müşkülpesent.Ama ben seçmedim ki beni.Bana sorsalar çokça hırçınlık alırdım kendimden,çokça isyan,birazcık usanç.Yerine kararınca serinlik,kararınca uyum koyardım.Ancak ben kalır mıydım o vakit,bilemiyorum.Kalmazdım hayır,biliyorum. İşte ben buyum..Şiirlerim var yine,kitaplarım var.Toprak sever beni,hele yağmur sonrası akşamsefaları. Hadiseni... Devamı

03 07 2007

NE YAPSIN ADAM?

(...)  “Ben toprağın kanatlandırdığı             Şiirin göçmen günlerinin elinde büyüdüm   Görmüş geçirmiş mevsimlerden             Alın aydınlık haberi.”    (Mustafa Yürekli)       Aydınlık haberler beklemiyorsun değil mi benden?Çünkü görmüş geçirmiş mevsimlerle yaşıt değilim ben.Ve mevsimler denli değişken,sabırlı. Bir sabırlı olabilseydim;yani kendim dahil,her şeyi kendi haline bırakabilseydim şiirin göçmen günlerine kalır mıydım hiç?Bilmez misin ne zordur göçmenlik:İnsanın kanatlarını yolan topraksızlık? Hem toprağı tanıyalım diye burada değil miyiz?Burada ,şu karanlık dünyada.Toprağı  tanıyalım ki,kendimize bir kapı açalım.Bir aydınlık pencere,karanlığın içinden. O pencereler olmasa ne yaparız?Ya kapılar!Nereye sığınır,nasıl güvence altına alırız varlığımızı?Ne yaparız,kaçmak istediğimizde,önüne vardığımızda ardına kadar açılan bir kapımız;ferahlamak istediğimizde aydınlığı içine gizlendiğimiz bir penceremiz yoksa.Üstelik hayat,çıktıkça gerisi kaybolan;indikçe ilerisi olmayan bir merdivenden başka hiçbir şeyse.Ve biz,önümüzdeki merdivenleri kös kös inen ve çıkan adamlarsak. Ne söyler o merdiven,biz ‘adamlar’a? Kaç kişi inmiştir ineceği yere,salimen;kaç kişi çıkmıştır çıkacağı yere sahiden?Yani kaç adam? Söyleyeceğini söyleyememiş,yapacağını yapamamışsa adam,ne farkeder merdiven ha küpeşteli olmuş ha küpeştesiz,ya da başdöndürücü  helezonik… Adam adamdır hem,adamlığının farkına  varabildiyse eğer.Zira ‘adamlığının farkında olmak’ve ona ‘ varmak’ başlıbaşına bir eylemdir adam için.Öncelikli eylem:Kuşatan,bütünleyen.Sonra diğerleri;ikincil,üçüncül eylemler...                              &nbs... Devamı

03 07 2007

HASRET BURCU’NDAN HİKMET BURCU’ NA KIRK UZUN YOL VE

Haydar Ergülen, 1956 Eskişehir doğumlu. 40 Şiir ve Bir… kitabını 1997 yılında çıkardı. Demek ki; 40 Şiir ve Bir yayımlandığında şair 41 yaşındadır. Her ne kadar Dante, yolun yarısı olarak 35 yaşı görmekte ise de anlaşılan o ki; Haydar Ergülen için yolun yarısı 40’tır. Kitapta yer alan kırk şiir, en güzel çocukluk ve gençlik anılarıyla geride bırakılan kırk yıllık yarı ömrü, bir dize ise ömrün ikinci yarısına atılan ilk adımı temsil etmektedir. 40 Şiir ve Bir, iki bölümden meydana gelmekte. İlk bölüm: 40 Şiir. Bu bölümde yer alan kırk şiirin bir diğer ilginç yanı da her şiirin yirmi dize + bir dizelik iki bölümden oluşması. Ayrıca her şiirin yirmi dizelik bu ilk bölümünde kelimeler çoklu okumalara ve anlamlara açık bir şekilde kullanılmış. Bu kullanım da, bir dizenin tek başına bir ‘şey’ ifade etmesi ötesinde; bir bütünün (yirmi dizelik bendin) parçalarından biri olması sonucunu doğurmuş. Ayrıca bu ilk bölümde şair, aynı kelimelerle  -kimileyin kökteşlik ve sesteşlikten de yararlanarak – tabiri caizse ‘çok şey’ söylüyor.Tek dizelik ikinci bölüme geçtiğinde ise yukarıda söylediği o ‘çok şey’i, ‘tek şey’de toplamış, yani tek dizeyle özlüce ifade etmiş oluyor. Kitabın ikinci bölümü: Ve Bir Dize. Şair bu bölümde Heves başlıklı tek bir dize söylüyor. Ve bu tek dize kırk şiir boyunca söylediklerinin aslında boş şeyler olduğunu; değil tek bir şair kimliği ile kırk şair olunsa bile ‘bir heves’in yazılamayacağını belirtiyor. İsmet Özel, “Kurşunun değdiği tende heves kalmıştır.”der. [1] Gerçekten insanın yapıp etmelerinde birincil etmen hevestir. İnsan,hayatını hevesleri üzerine kurar.Ve ölüm, nice hevesini kursağında bırakarak alır götürür insanı.Ayrıca heves,yaşanmadıkça;ne yazmakla ne anlatmakla tükenecek bir ‘şey’dir. O yüzden şair, “Kırk şair birden olsam yazamam bir hevesi.” der. Böylelikle kırk yıl boyunca peşinden koştuğu heves(ler)in –buna ş... Devamı

03 07 2007

GECENİN HURÛFÎ KALBİ: İHSAN DENİZ

“Şiiri, yalnızca ‘şiir’ olması için yazan çabalar...İşte o çabalar günümüz şiirini yarına taşıyacaktır.’ diyor İhsan Deniz. Ve ekliyor: “ Sahih şiir hep vardı, var olacak.” [1] 80’li yıllarda daha öğrenci iken şiirle ciddi bir şekilde uğraşmaya başlayan şair, bugüne değin altı şiir kitabı yayımladı. Hurûfî Melâl bunlardan sonuncusu. Daha baştan söylemek gerekirse, doğrusu çok imgesel bir isim Hurûfî Melâl. Ve tabiî şiirsel. “Sizi harflerin dünyasına, rüyasına çeken şey nedir? Harf nedir?” sorusuna şair; “Beni hurûfâtın dünyasına çeken şey aslında sıradan bir çaba: Hayatın içkin ve aşkın anlamlarını keşfetme, sezinleme, yorumlama ve dolayısıyla ‘dünya’ya yeni anlam haleleri katma hissi, hassasiyeti” diyerek sözü İbn Arabî’ye getiriyor ve ekliyor:’ “Bilindiği gibi İbn Arabî’ye göre ‘mevcûdat Allah’ın kelimeleridir’ ve kelimeler ise harflerden oluşur. Yine Arabî’ye göre  harfler de diğer  varlıklar gibi ‘ümmet’tir. [2] Şöyle diyor Arabî; “Varlık bir harftir sen onun anlamısın   Hayatta bir emelim yok ondan başka   Harf bir anlamdır,anlamı kendindedir   Göz görmez o anlamdan başka hiçbir şey   Kalp gider gelir fıtratın bir gereği   Kâh şekline o harfin kâh anlamına.” [3]   Arabî’ye göre; “İlâhî Hazret’ten bu alem için zuhur eden ilk şey, harftir. Harflerin varlıklarının ademi (yokluğu) halinde bu varlıklar için varoluş açısından sadece işitme meydana gelir.(...) Allah onları var etmek istediği zaman onlara ‘kün!’(ol!) der, onlar da hemen oluverirler ve kendi varlıkları onda zuhur ederler. İşte bu varlıkların Allah Tealâ’dan O’na lâyık olan bir kelâmla idrâk ettikleri tek şey İlâhî Kelâm olmuştur.” [4] Bu yüzden İlâhî Kelâm dışındaki sözler ‘siyah söz’dür. Çünkü insan sözü “hurûfât enkazı”dır. Zaten ... Devamı

03 07 2007

KRİTİK’TEN ELEŞTİRİ’ YE BİR ARPA BOYU YOL

   Eleştiri nedir?   Mehmet Doğan eleştiri için; “tenkit” karşılığını vermiş.[1] Tabii doğal olarak tenkit maddesine bakmak gerekiyor. Tenkit içinse; “1.İyiyi kötüden ayırma, 2.Bir eser, kişi veya olay hakkında hüküm yürütme, iyi ve kötü taraflarını ortaya koyma; daha çok kötü taraflarını belirtme ,eleştirme, eleştiri.”[2]  diyor. Türk Dil Kurumunun sözlüğünde ise eleştiri; “1.Bir insanı, bir eseri, bir konuyu, doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek maksadıyla inceleme işi, tenkit. 2.ed. Bir edebiyat veya sanat eserini her yönüyle sağlamak ve değerlendirmek amacıyla yazılan yazı türü ,tenkit, kritik.”[3] şeklinde tanımlanırken; tenkit için, “eleştirme, eleştiri”[4] denmiş. Millî Eğitim Bakanlığınca hazırlanan Örnekleriyle Türkçe Sözlük, “İyiyi kötüden ayırma; bir eser, kişi veya durum hakkında hüküm yürütme, iyi ve kötü taraflarını ortaya koyma, tenkit.”[5] diyor eleştiri için. Tenkit için de, “1.Edebiyat ve sanat eserlerini değer bakımından gözden geçirme, inceleme, eleştirme, eleştiri, kritik. 2.Bir kimsenin veya şeyin iyi ve kötü taraflarını ortaya koyma.”[6] Görünen o ki bir de kritik’e bakmamız gerekiyor. Kritik için her üç sözlükte de “eleştiri, tenkit” karşılıkları veriliyor.     Kritik – Tenkit - Eleştiri Süreci   “Kritik kelimesinin kökü Yunancada ‘hüküm’ demek olan ‘krites’e dayanır. Yunancada ‘krinein’; ‘hüküm vermek’ demektir ve ‘kritikos’ terimi M.Ö. 4. yy.da ‘edebiyat hükmü’ anlamını kazanmıştır. Daha sonra ‘kritikos’ teriminin kullanılması değişikliğe uğradı. Ortaçağda bir tıp terimi olarak göründü. Rönesansta  tekrar eski manasını kazandı. Hümanistler, ‘critic’ ve ‘criticism’ terimlerini, eski metinlerin baskıya hazırlanması ve düzeltilmesi olarak sınırlandırdılar. Terimin neo-lâtin şekliyle... Devamı

03 07 2007

ozgecmis

1965 yılında Konya’da  doğdu.1987 yılında Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden  mezun oldu. Yazmaya üniversite öğrenciliği yıllarında başladı. Şiirlerini ve yazılarını Hece, Dergâh, Kaşgar, Mor Taka,  Sonsuzluk ve Bir Gün, Ada, Kökler, Mühür, Derkenar, Kırağı, Kardelen, Düş Çınarı, Martı, Özülke, Edebiyat Ortamı, İnsan Saati, Harman, Çerağ, Aşiyan, Yalnız Ardıç…  gibi edebiyat dergilerinde yayımladı. İlk kitabı Aşka Yüzüm Var 1999 yılında Hece Yayınları’nın şiir serisinden çıktı. Şair, 2006 yılında Saçak Yayınları’ndan iki kitap birden çıkardı: Arada Bir Yerde, ikinci şiir kitabı; Hüzünârâ ise, şiir/mektupları. Şiir, deneme, inceleme-eleştiri ve şiirsel düzyazı çalışmalarına devam eden ve e-edebiyat seçkisi edebistan com.'un şiir editörlüğünü yürüten şair Mersin'de yaşıyor.   Devamı

01 07 2007

sûretler içinde

   iki harf olalım bir kelime soğukla soğuk sıcakla sıcak elif ben sen he: “iki gözü iki çeşme” soğusun içim seninle yansın…ah! narınla kurusun rutubetim gizli ezelim hararetiyle atlas feleğin aslına dönsün ruhum yansısın aşk ile cismime peşine takıp hayatı bir muhacir gibi kuşatkan sûretler içinde     sûretler içinde hava nefesiyle hayatı muharrik üflerken suya toprağa ve ateşe nun olalım: sen elif ben vav bir mim koyalım sonra olduğumuz yere iki mana bir sûret soğusun sıcak yaşarsın kuru ... Devamı

01 07 2007

nisan

  nisan! ortanca kızı ilkyazın bir harf istesem senden satar mısın hayır ikincisi...eksilmezsin onsuz yadigâr azabıma keffaretin olsun onu kendim kıldığım bir koku/ sun derince bir kâse: nun     ben de bir harf vereyim sana sırt sırta iki n, istersen ilk harfim benim senin sonuncun olsun ben hamdeden sen sırsız aynam portakalçiçeğim: aylardan nisan Devamı

01 07 2007

DERGİ Mİ, E-DERGİ Mİ?

         “Dergiler, özgür düşüncenin kaleleridir.” der  Cemil Meriç.  Der demesine de; ‘olan’ın tespitine dönük bir belirleme midir bu; yoksa ‘olması gereken’i hatırlatmayı mı amaçlamaktadır. Doğrusu ben, ikinci anlamın kastedildiğini düşünüyorum. Çünkü özgür düşüncenin kalesi olabilmiş; olmayı denemişse bile bunu başarabilmiş bir dergi hatırlamıyorum ben. Muhtemelen bu yargıya karşı çıkanlar ve dergi isimleri sayıştıranlar olacaktır. Bence kendilerini hiç yormasınlar. Türkiye tarihini az buçuk bilenler ‘özgür düşünce’yle ne kadar  uyuştuğumuzu yakından  bilirler. Başlangıçta birlikte hareket edip de ilerleyen zamanda düşünce ayrılılıkları dolayısıyla ayrışan yazarlar / şairler, yeni dergilerle yollarına devam etmediler mi? Bu duruma halen şahit olmuyor muyuz? Demek ki dergiler, özgür düşüncenin kaleleri değiller henüz. Ama olmalılar. Kesinlikle olmalılar. Çünkü dergiler, başlangıçtan beri genel medya algısının dışında kalmışlardır. Bunda, gazetenin günceli yakalama, düşünceleri ve duyguları magazinel boyuta indirgeyerek verme yaklaşımının katkısı yüksektir. Bir uç budur. Öteki uçta ise kitap vardır. Kitap, zaman olgusunun dışında kaldığı için ‘yaşanan’ ın da dışındadır. Yani kitap ile gazete arasındadır dergi. Yani ‘ara yer’dedir. Ne kitaptır ne gazete. Biraz kitap biraz gazete mi? Hayır! Gazetenin tarihine bir bakın; toplum mühendislerinin vazgeçemedikleri temel araçtır o. Hitabı kitleleredir. Kitabı söylemeye bilmem gerek var mı? Dergi mi? Dergi, kitap olamamakla beraber, kitabın işlevinden de nasiplenmiş zamanla. Kitaplardan beslenmeden yaşayamayacaklarını bilenler, dergilerin de müdavimleridir. Dergi takip etmek bir tutkudur. Dergi çıkarmak da öyle. Dergiyi kaleye benzetmiş yazar. Hoş bir benzetme. Ama önce, aceleyle oluşturulmuş bir  mevzidir dergi. Sonra müstahkem bir kaleye dönüşebilir. Kaleye dönüşmeyip mevzi olarak da kalab... Devamı