08 09 2007

‘OKUMA’ NIN NERESİNDEYİZ?

Kimi kitaplar var ki, kısa sürede çokça baskı yapmakta. Korsan /seyyar satıcılardan tutun da,  en ciddi kitapçılarda bile bulunmakta. Çünkü okuyucular tarafından  çokça sorulmakta, aranmakta. Ama çokça aranmaları, pekçok baskı yapmaları onların niteliklerinden ziyade yapılan reklâmlarıyla ve hitap ettikleri toplum katmanlarıyla ilgilidir. Bunun yanında kimi kitaplar da vardır ki, yıllarca sürünürler yayınevi depolarında. Bırakın her korsan / seyyar satıcıyı her ilde bile bulunmaz bu kitaplar. Çoğu kere tozlu raflarda tesadüfen rastlanır onlara. Renkleri solmamışsa ne mutlu! Peki böylesine gözden ırak gönülden ırak kalmalarının, sararıp solmalarının sebebi nedir? Niteliksizlik mi? Hayır,  bilâkis tersi. Demek ki varolan okuyucu kitlesi için söz konusu edebileceğimiz önemli bir ‘nitelik’ sorunu var önümüzde. Şöyle bir bakalım; çok satan, kısa sürede yeni baskılar yapan kitaplar sahiden ciddi okuyuculara mı hitap etmekte; yoksa ‘popüler olan’ı mı aramaktadır? Öte yandan biraz da – belki çokça – reklâm olgusunun katkısı yok mu bu serüvende. Hele her şeyin reklama ayarlı olduğu ve hızla  nesneleştirildiği günümüzde. Hayatımızda yer alan diğer unsurlarda olduğu gibi kitap konusunda da reklâmın etkisi yadsınamaz bir gerçek. Kimin ya da neyin reklâmı yapılıyorsa kısa sürede bir yer ediniyor kendisine. Elbette çok değişik okuyucu katmanlarına hitap eden kitaplar olacak. Çünkü  her okuyucunun aynı düzeyde olması beklenemez. Zaten sorun da bu değil. Sorun; okuyucunun ne okuyacağına bizzat kendisinin karar verememesi, falancanın ya da filancanın yönlendirmesi, hatta kışkırtması  ile bir seçim yapması, yani arz-talep dengesinde, üzerine hesaplar yapılan sıradan bir varlık konumuna – pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da – razı olmasıdır. Bu razı oluş, aynı zamanda kitabın da nesneleştirilmesine razı oluştur. Oysa insan, yaratılışı gereği sıradan bir varlık değildir. Ama  sıradanlıktan kurtulm... Devamı

16 08 2007

al kiraz

“bir dalda iki kiraz   biri al biri beyaz”                             /mış ol dervişin abdest duası çoğalan bir hüzün bakışları elif yalnızlığında: aaah   /kendinden bir yaz(ı)sın sen, beklenen  yetim baharların son menzili ey oğul  bu kaçıncı korku bu kaçıncı ümit  mezamir kokusu dudaklarında  ağulu bir ilâhi harfsiz seslerden    yak kandili bekleme. ağarsın çöl  dökülsün biatı karargın yüzlerin  bakıver hırkasız sırtlarda  kaç sırtlan hırlamakta, yırtlaz  gecede gözleri  aç/    kırk yaren kırk kandil  her kandil hüseyin  hüseyin: al kiraz                     B                    i i                   r   r                  i      i              al         bey              al           az           ... Devamı

30 07 2007

bir ses düşsün diye

  bilinen bir dünyasın sen ayraç içinde iç içe köşeli hem yaycıl kim aksayarak gelmişse sana kilitleriyle öylece gider, sessiz yaşayan patikalar gibi sessiz geçmişi yağma geleceği karanlık     nerden bilirdim ilişmeden sana ölüm kimden uzun kimden kısa -hem kısa mı ya uzun- hangi ölüm gökyüzü/süz     kuşlar geçiyor ömrümüzden bak bulutlar geçiyor sokakları eskittim de geldim sası sürgünlerden omuzlarım hep şakül hep ip/ince ip sen ‘evdireşe yolları dar’dolaşıyor musun yine oralarda hani gül koklamaktı seherde sesin içilen bir su/sun sen hep mel’un tek kendine benzer tek aşk adına     neye saklarsın  saçlarınla yüzünü, saklama öyle ceplerinde sarsılan dağlar ve köpüren denizler var mıydı ben dokunmadan bakışlarına ya ben o zaman akşam olmayan turnalarla gölgelenen yüzünde güneşin gelgitinde ne sabahsın sen ne öğlen hep akşamsın hep akşam yine akşam bir ses düşsün diye senden zamana işlenmemiş günahlar içinde         ... Devamı

21 07 2007

gitme/sen

  o da gitti gibi gitme sen gitmesen, bırakmasan kendini seferî rüyalarda yazdan kalma lâcivert dokunuşlarla cengâver süvarilerle başbaşa içinde dingin yalnızlıklardan uzak   gitme. sarı yalnızlığı bilirsin sen yalnızlık da seni kâlûbelâdan beri kime kokar gidersen içindeki karanfil kimi yakar hançerende boğulan söz/cük/ler nemli balkonlara çöreklenmiş geceyi mi o kızargın yanaklarıyla toprağa öpülen öpüldükçe doğuran başakları mı yoksa   bir faydası olur mu desem ki gitme/sen gitmese seninle dondurulmuş heveslerimiz gammaz duruşumuz fettan sesimiz o koyu sabıkalı gölgemiz   olmaz bilirim gideceksin sana yer yok bu yılışık fotoğrafta herkesin  bir masalı var karsız kafdağı safran göğü burada git .tasalanma sen. uğurlar olsun el sallar su dökeriz ardından geçmişi çapak geleceği balçık biz salaş şehirliler   ... Devamı

19 07 2007

aynalarda nihan

  şair kime benzer kendinden başka, zerefşan yüzleşmiyorsa içinden konuşanla nurusiyahta, çalgın ruhuyla      sen kime benzersin şairden başka, zerefşan nilî akşamlardan habersiz köpürmesen de denize koşar gibi şehirlerde kimsesiz     zerefşan! öyle bekler ki şair bir öpücük umar gibi solgun kendine yol bulmanı steplerden uzakta her gece avare her gün mahmur, hasretinle katışmak için sularına     zerefşan! ey! zerefşan! aynalarda nihan   ... Devamı

19 07 2007

harfler içinde

elif       ne ezel incisi ne ebed mercanı ne tekilsin ne çoğul ikilik  kaderin iki nun arasında: süveyda güneşsiz ayna ışığa emanet   elif ve sen: meçhul ve sakin sen sendin hep zahir ve batın elif ki müsemma yazının sûreti sözün nefesi hem aşikâr hem gizli fetha de ki: elif lâm mim hazırım bütün için bütüne ilk altıdan bugüne pazardan cumaya zuhâl uğraklarından geçerek baş açık ayak yalın bütünle yâ hû zâlikel kitabu       lâm       elif lâm yüzünü dönünce elifine tüm gövdesiyle ve sesiyle lâm sarmaşınca sevdiğine: lâmelif giyinir ridasını cem makamında sanki  bir  elif hem lâm sanki bir lâm hem elif perdeler arkasında kâşif nice bekler istiskayı de ki: elif lâm mim sınırlar içindeyim sırlarla kaim hem içerideyim hem dışarıda toplanmış arşta ey bir’den zuhur eden ne çıkanım ne toplanan sensiz yokum fil elvahi lâ raybe fîhi       mim       lâm mim nunsun berzahın ruhun mim mi lâmdan aşağı sarkan iki felek arasında biri makul biri mahsus de ki: elif lâm mim mahreci ba: noktası kalbim lâ havfün aleyhim   ... Devamı

11 07 2007

bizimle kalan

biz birinci çoğul kişiler çoğul dedimse sanmayın çoğa eş ne yandan sayılsa bir elin parmakları ancak yani benseno, biz bütün hırslarımızı gömdük de geldik önce yeşil sırmalı bir küpe sonra yıldırım karası bir çınara dağları anlamış bir isyancı gibi bir elimiz lâm öteki elif haksızlık etmeyerek ekmeğe aşa, suya yılları biriktiren sarnıca ağıtlardan geçtik de geldik acıyı ezerek kayrak iki taş arasında içimize kanayarak kan(a)dıkça   omuzlarımızda kör baykuşlar yüzümüzde hatmi ibiği kekik vefasıyla avuşarak kuş uçar kervan geçer evimizden sevdanın bıraktığı yerden sarılarak geldik birbirimize kâh barışık kâh dargın geriye biz kaldık yine  bizden toplanmamış döşek serkeşliği çilingire düşmemiş kilit sessizliği kanmadan geldik sorusuz cevapların tamahına üzengisiz bir at sırtında rivayet kipinde geçmişimiz   ... Devamı