31 10 2007

BÖYLEDİR / HÜSEYİN KIR

                                                   böyledir diye                                                yarım kalır sözlerim                                                kapını çalamam                                                bakamam yüzüne                                                  böyledir diye             utandırma             mahrem anımda             dokunup kaçma ... Devamı

31 10 2007

AŞK / HÜSEYİN KIR

                                                                                                     kalbine kuş sesi değen çocuk                                                sana bakınca                                                aşk olur bir adı da                                                gök akar üstünden                                                yer kayar                                   ... Devamı

28 10 2007

BİR'LEME ve BİR'LE(Ş)ME İŞTİYAKIDIR AŞK

  Mehmet Solak için aşk, en önemli temalardan biri. “Aşk 'hak eden'e 'verilen'dir çünkü; tanrısal bir vergi” diyen şair, insanı kısırlaştıran yavan algıdan kurtulmak gerektiğini söylüyor.     ABDULLAH HARMANCI   İlk şiir kitabını 1999'da yayınlayan Mehmet Solak, 'Aşka Yüzüm Var' isimli bu kitaptan sonra geçtiğimiz yıl 'Hüzünara' ve 'Arada Bir Yerde' isimleriyle iki kitap birden yayınladı. Hüzünara şiir ve düz yazı arasında farklı bir kitap. Arada Bir Yerde ise şairin “aynı şiir damarını eşelediği, aynı sesi gürlediği” şiirlerinden oluşuyor. Şairle, ilk şiirden son kitabı uzanan şiir yolculuğunu konuştuk. İlk yayınladığınız şiirle ilk kitabınız arasında uzun seneler var sanırım. Ve kitaptaki şiirlerin yazılış yılları arasında da uzun yıllar... Evet, ilk şiirimle ilk kitabım arasında epey zaman var. ilk kitaptaki şiirler arasında da. Şiirle hemhal olmam üniversite yıllarına rastlar. Ancak uzunca bir zaman, yazdığım halde yayımlamadım. Çünkü şiiri, insanın kendini keşfine kapı açan bir eylem olarak gördüm her şeyden önce. Öncelikli derdim, bu kapının yüzüme kapanmamasıydı. Gerisi sonraki işti. Ayrıca çok yazan birisi olmadım hiç. Bu konuda zorlamadım kendimi. Haliyle şiirler arası da, ilk şiirle kitap arası da soluklanmaya müsait oldu. "Aşk"ı öncelemek sizin için gittikçe aşksızlaşan bir dünyaya meydan okumak anlamına mı geliyor? Bir de asıl önemlisi, hangi aşk? Aşka hangi bağlamında, hangi açıdan bakacağız? Tanrısal, duygusal, tensel... Yoksa bu ayrımları "yavan" bulup hepsini "bir"leyecek miyiz? Tastamam öyle. Gittikçe aşksızlaşan dünyaya, bu iğdiş edilmeye razı olan zihniyete bir başkaldırıdır Aşka Yüzüm Var. 'Aşk' ve 'yüzü olmak' ifadeleri arabesk çağrışım yapsın diye seçilmedi. Ama aşkı ontolojik bağlamından kopararak gündelik/tensel ilişkiye indirgeyenler ya da bu indirgemeye itiraz etmeyenler aşkın asıl anlamından ve bağlamından uza... Devamı

24 10 2007

fotoraf albümü

fotoğraflarım için bkz.   site adı:  http:// www.negatif.com üye adı: mehbe   ayrıca;   http:// www.edebistan.com 'un göz kirası bölümünde m.b.solak fotoğrafları   Devamı

12 10 2007

şehri kim

  kar düşünce  şehre karanlık bir yabancısın sokaklar gibi, kendine gölgeli yaşıyorsan bil ki öleceğin içindir canhıraş iki kelime arasında öpülünce çatlayan nar unutulmuş küskünlükler hiç dönmeyecek vakitler için tortusuz yazlardan yadigâr                                                            “karlı bir gece vakti”                                     kim  uyandırır şehri     yağmur yağınca şehre ıslanır saçaksız adasında, sırılsıklam mırıltılarla çoğalan şair ne ilk yapraktır ne son yaprak ödünç sözler gibi saçılan sokaklara yağmalanmış bakışlardan bulutlu bir kadın yüzünden gölgesiz                                    yağmurlu bir ikindi                                    kim uyandırır şehri     güneş batınca şehre bir heves bırakır uzak camlarda uçurum aydınlığı gözlerinde kuşların en çok aynalara benzeyen fiyakalı bir bozgun cümlesi şairde dar zamanda depreşen şiirin kurtulmak için şehvetinden                                     ... Devamı

07 10 2007

TAVIR SAHİBİ OLMAK

  Bilinen bir sözdür: “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol.”  Belki de okul yıllarımızda defalarca açıklamışızdır. Ancak bu bilinme hali, gündelik hayatımızda pek tezahür etmiyor.  Oysa toplum olarak, tecrübeyi önemseyen, onu paylaşmaktan geri durmayan hatta özlü sözler haline dönüştürerek kalıcı kılan bir bakış açısına sahibiz. O halde, mutluluk öğütleri diyebileceğimiz türden sözler, neden sıradan söyleyişler halini almakta  yahut öylesi bir  muameleye maruz kalmaktadır? Düşünce ufkumuzu açacak anahtar kelimelerin ‘olmak’ ve ‘görünmek’ olduğu kanısındayım. Ancak, uzun uzadıya  dilbilim tahlillerini yapmaktan ziyade, söz konusu kelimelerin hayatımızda karşıladıkları anlamlar üzerinde durmak gerekmektedir. Karşıladığı anlam itibariyle ‘olmak’ içe dönük; ‘görünmek’ ise dışa dönük bir eylemin adıdır. Bu yüzden insanın olduğu gibi görünmesi; yaratılışı gereği kendisinde bulunan bütün karakteristik özelliklerini hiçbir ekleme ve çıkarma olmaksızın dışa yansıtması demektir. Diğer bir deyişle, iç’in dışlaşarak bütüncül bir yapı oluşturmasıdır. Böylesi bir oluşumda iç’te olan ile dış’ta görünen birbirinden ayrı düşünülemediği gibi; indirgemeci bir mantıkla ayrıştırılamaz da. Öte yandan, sözün ikinci bölümündeki “ya göründüğün gibi ol.” çağrısı istenilen bir duruma değil;  o halden vazgeçirmeye yöneliktir. Çünkü aslın iç olduğu bir organik yapıda  arızî olan dış’ın tam bir üstünlük sağlaması mümkün değildir. Hal böyle olunca, içi doğrultusunda dışını oluşturmaktan yoksun olanlar, hayatları boyunca hep bir ikilemi yaşamak zorundadırlar. Bundan değil midir iç ile dış’ın bir olmama halinin en sefil hallerden birisi olarak tanımlanması? Olduğu gibi görünme halini “tavır sahibi olmak” la da karşılamak mümkün. Çünkü tavır, insanın iç ve dış dünyasının birlikteliğinin doğal bir yansımasıdır. İnsanın doğal tezahürü olm... Devamı

06 10 2007

gittin sessiz

                                 -hasan ali kasır’a-     nereye  taşındın böyle sessiz karanlık bir eve üç adımlık perdesiz karatoprak gibi soğudu mu yüreğin hangi uykulardasın şimdi derin                                           D                                                E                                                    R                                                         İ                                                             N                    &n... Devamı

06 10 2007

yokum sende

                                                                                   öldürse                                                                      seni sende                                                                   y  a  ş  a  t  s  a                                                                  kendisiyle ebedî                                             &n... Devamı

05 10 2007

GECENİN HURÛFÎ KALBİ: İHSAN DENİZ

“Şiiri, yalnızca ‘şiir’ olması için yazan çabalar...İşte o çabalar günümüz şiirini yarına taşıyacaktır.’ diyor İhsan Deniz. Ve ekliyor: “ Sahih şiir hep vardı, var olacak.” [1] 80’li yıllarda daha öğrenci iken şiirle ciddi bir şekilde uğraşmaya başlayan şair, bugüne değin altı şiir kitabı yayımladı. Hurûfî Melâl bunlardan sonuncusu. Daha baştan söylemek gerekirse, doğrusu çok imgesel bir isim Hurûfî Melâl. Ve tabiî şiirsel. “Sizi harflerin dünyasına, rüyasına çeken şey nedir? Harf nedir?” sorusuna şair; “Beni hurûfâtın dünyasına çeken şey aslında sıradan bir çaba: Hayatın içkin ve aşkın anlamlarını keşfetme, sezinleme, yorumlama ve dolayısıyla ‘dünya’ya yeni anlam haleleri katma hissi, hassasiyeti” diyerek sözü İbn Arabî’ye getiriyor ve ekliyor:’ “Bilindiği gibi İbn Arabî’ye göre ‘mevcûdat Allah’ın kelimeleridir’ ve kelimeler ise harflerden oluşur. Yine Arabî’ye göre  harfler de diğer  varlıklar gibi ‘ümmet’tir. [2] Şöyle diyor Arabî; “Varlık bir harftir sen onun anlamısın   Hayatta bir emelim yok ondan başka   Harf bir anlamdır,anlamı kendindedir   Göz görmez o anlamdan başka hiçbir şey   Kalp gider gelir fıtratın bir gereği   Kâh şekline o harfin kâh anlamına.” [3]   Arabî’ye göre; “İlâhî Hazret’ten bu alem için zuhur eden ilk şey, harftir. Harflerin varlıklarının ademi (yokluğu) halinde bu varlıklar için varoluş açısından sadece işitme meydana gelir.(...) Allah onları var etmek istediği zaman onlara ‘kün!’(ol!) der, onlar da hemen oluverirler ve kendi varlıkları onda zuhur ederler. İşte bu varlıkların Allah Tealâ’dan O’na lâyık olan bir kelâmla idrâk ettikleri tek şey İlâhî Kelâm olmuştur.” [4] Bu yüzden İlâhî Kelâm dışındaki sözler ‘siyah söz’dür. Çünkü insan sözü “hurûfât enkazı”dır. Zaten &... Devamı