21 05 2010

İHSAN DENİZ’İN 5 VAKTİ

  Uyanmak adeta lekeler beni!   Adem Turan, 5 Vakit soruşturmalarına devam ediyor. İhsan Deniz’in beş vaktinde neler var peki?   İhsan Deniz Bursa’da yaşayan bir şair ve yazar. Deniz’e 5 vaktini sorduk. İhsan Deniz güne nasıl başlıyor? Öğle aralığında hangi kapıları aralıyor? İkindi vakti İhsan Deniz dünyanın neresinde? Peki akşamları hangi minval üzere? Geceyi nasıl geçiriyor? İşte tüm bu sorulara İhsan Deniz bakın nasıl cevap verdi: Namazdan sonra yatmıyorum “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır” hadis-i şerîfini göz önünde bulundurduğumda, yıllardır şu kocaman ‘taşra’ şehrinde geçirdiğim günlerin/gecelerin birbirine ne kadar da çok benzediğini fark ediyor ve “Evet evet, ziyandayım!” itirafında bulunmak istiyorum. Sabah namazı için ‘uyanmak’, daima bir iç-ritm meselesidir benim için. Ritmi yakalamışsam, I. Murad Hüdavendigâr Camii’nin müezzini ezana başlar başlamaz uyanır, kalkarım. Ritmi yitirmişsem, uyanamam. Şu aralar namazdan sonra yatmıyorum. Hiç olmazsa biraz olsun yürümek için erken çıkıyorum evden. Sabahları soğuk, (çoğu zaman öyleyim ya!) somurtan, yer yer aksiyimdir; zamanla açılırım. Uyanmak, âdeta lekeler beni.   Sabah kahvaltısı çay, kuru kayısı, bir-iki zeytin ve bir tutam maydanoz Çayımı demlerim ilk olarak. İki yudum çay içmeden güne başlamam mümkün değildir. Ama önce buzdolabından bir bardak su içmem gerekir; ağır ağır içerim. (Başkası kandırmaz! Yaz-kış, suyu buzdolabından içerim ben; evde ve iş yerinde.) Ardından iki-üç fincan çay... Şekersiz. Şeker yerine iki adet kuru kayısı tercihimdir. İlâ... Devamı

18 05 2010

"SIRTLAN KAYBOLDU" ÇIKTI

      80 Kuşağı'nın iyi şairlerinden İhsan Deniz'in yeni şiir kitabı Sırtlan Kayboldu, Asa Kitabevi'nin İpekdili şiir dizisinden çıktı. Kitap, tıpkı şairin bir önceki kitabı Baht-ı Siyah gibi uzun soluklu tek bir şiirden oluşuyor. SIRTLAN KAYBOLDU, İHSAN DENİZ, ASA KİTABEVİ, 32 SAYFA, 5 TL İhsan Deniz şiiri, ilk günden bu yana ‘kendine rağmen' yazılan bir şiirdir. Daha ilk kitabı Mağara Külleri'ndeki (1984) en bilinen şiirlerinden biri, “oysa susmalıydık” dizesiyle açılır. Şair adeta, yazmak güçlüğünün bilincinde; fakat bu ontolojik yönelimin çekim alanından çıkamamaktadır. Varoluş karanlıktır, ‘trajikolan'dır; kötülükle dolu ve yeknesaktır. Bu sebeple, eylemsizlik yeğdir bu hayatta: “bize de ölümü kollamak düştü/ ölümü kollamak,/ geometrik bir sıkıntı halinde ölümü kolluyoruz.” Bir anlamda yazmak, şairin kurtulamadığı yazgısına boyun eğişidir. Kendi sözleriyle açıklarsak: “Büyük şiir, çoğu zaman ‘trajikolan'dan çıkar. Hayatın bu iç-yasalılığı karşısında seçimini daima şiirden yana yapmış ve yapacak olan şair; var olduğu sürece bu bedeli, ancak, hiçbir hal'le değişmeyeceği ve hiçbir zaman, sonunun gelmeyeceğini bildiği yalnızlık ve mutsuzluğunu kendinde içkinleştirerek, ödeyebilecektir. Bu, şairin kaçınılmaz kaderidir.”     Deniz'in, Asa Kitabevi'nin İpekdili şiir serisinden yayımlanan yeni kitabı Sırtlan Kayboldu da, yukarıda söylediklerimizi doğrular bir biçimde siyah bir sayfayla açılıyor: “Ateş kokan bu şiiri/ ya... Devamı

11 04 2010

MEHMET SOLAK Şiiri ya da :” BİR DELİLİK SINAVI”

1/  Alan Badio, etik üzerine düşünürken, soyut ( aslında olmayan ) öznenin ortaya çıkışını  “Durumdaki Olay “ dediği bir süreçte inceler : “Durum, bütün verili / normal yasalarca onaylı koşullar toplamıdır. Olay ise, birini Özne olmaya çağıran ve Durum içindeki alışılmış davranış biçimlerini  aşan bir fazlalıktır (….) . Olay, Durumun  bütün normal yasaları tarafından dışlandığı için, özneyi yeni bir varolma ve durum içinde davranma tarzı icat etmeye zorlar. Olay’ın gerçekleştiği hakikat süreci , Durum’un egemen diline ve yerleşik bilgilerine uymaz; kurumsallaşmış bilgilerde – Lacan’cıl söyleyişle – bir delik açar. Özne, Olay’dan önceki Durum içinde kesinlikle yoktur;hakikat süreci bir özneye neden olur. Hakikatler etiği böyle öznelerle bağlantılıdır. ( Alan Badio, Etik, Metis 2003 sh.51-53 )   Durum’u sabit bir olgu halinde tanımlayan kayıtlar genellikle epistemiktir.;söylemsel/ ideolojik bir dille/dilde kurgulanan bir epistemik yapıdır Durum. Özne-öncesindeki  “biri “, Durum’un kaydına uymayan bir Olay’ı genellikle ontik düzeyde deneyimler. Bu süreçte, verili bilgilere sadakat göstermeyen, oradan taşan bir fazlalık söz konusudur. Bu fazlalık, özne-öncesi birisinin içinden geçerek onda da bir fazlalığa dönüşür; bu birisi kendinden fazla bir şeydir, yani Özne’dir.Durum’un yer açmadığı soru (n)ları da toplayarak doğrudan Özneliğini de bir soruya dönüştürür ve dünyaya geri verir. Bu sürecin eleştirel vicdanı kurduğunu, yitirme/dağılma vaat ettiğini, inancı tehdit ettiğini söylemek bile fazla. Öyle ya : Yanıtı göze a... Devamı

09 02 2010

adına hazırım

18.   bir delilik sınavı mı bu cinnet hangi soruda hangi seçenekte hani göremedim yok mu ne cennet’in  ce’si  son soru hem de tesadüf  mü  yoksa tevafuk mu böyle gelmiş böyle giderse bu heyula bir bulut yumağı olmazsa dünya hep böyle kalacağım hep böyle böyle çivilenmiş böyle biçilmiş böyle karnında balığın iki büklüm tor topak bin bir desise desise içinde desise handiyse neden   19.  ey pîr-i dessas git kapımdan dokunma tokmağına yaldızları bulaşır yoksa eline kursağında kalır hevesin git yanlış değilim ben yandaşın  değil  hiç kimin yanlışıysa alkış  o yandaşın ona git   20.   el versin pîr-i mugan aksın  mey dolsun kâse-i nun berzahta,  kalmasın korkuların   21.   korkutulmuş bir çocuk mu var içimde haydi inelim en derine  hekim kim yok çocukluğumla alâkası biliyorum yetişkin yaşadıklarımdan işaret çevrimdışı oluşum bundandır belki sandığımdaki maskeler yakmak isteyişim ormanları birer birer   bir esrar mı yoksa cezbeden bir muamma mı var bildiğin yahut bir ebcet kim olmadığımı ele verecek çekilip kabuğuna kıvrım kıvrım orda mesut müreffeh günler anlatacak   karantina günleri meselâ şubat çalgını kocakarı ayazına denk kendi tapınağında herkes iki ayazma arasında muhlis yaşarken bilmece-bulmaca soldan sağa devlet yukardan aşağıya din çıkarken bütün kareler kim ihbar eder kimi iki namlu arasında kalmışsa   22.   kontesi kim vurdu bilmedim duymadım hiç hangi kontes ha... Devamı

07 12 2009

güncELeştiri / 1

bal / lık İhsan Deniz: ‘Derinlik’  elde etmenin ve bu bağlamda “büyük şiir” niteliğine kavuşmanın bana sorarsanız yegâne yolu, “Metafizik” olanla sahih bağlar kurmaktan geçer. Metafizik hassasiyetiniz yoksa, derinlik ve buna bağlı olan büyük şiir idealinden söz edemezsiniz. Okuyucu: Doğru söze ne denir ki? balta / lık Osman Özbahçe: Türk şiiri öyle bir şiirdir ki her zaman Türk şiiridir. Koro: ooooooooooooovvvvvvvvvvvvvv balçık  / lık Osman Özbahçe: Gerçek yeteneklerin, büyük şairlerin ısrarla taşıdıkları, bugüne devrettikleri bir damarı bizim kuşak her anlamda günümüz şiirini tayin eden, taşıyan ana damar haline getirdi.   Misafir  Dinleyici (içinden): Benim neden haberim olmamış ki bu altın kuşaktan! Bak neler yapmışlar? Günümüz şiirini tayin etmişler, yetmemiş, taşımışlar, (nereye acaba!?)  ana damar haline getirmişler. Meğer neymişler!   Kuşak üyeleri: ( hep birden, koltuklarını kabartarak):Biz neymişiz be abi! Osman Özbahçe: İlk defa bugün Amerikan şair mi, İngiliz şair mi, Fransız şair mi yoksa Türk şair olmak mı istersin sorusunun cevabı güçlü bir şekilde Türk şair olarak çıkıyor.   Muhalif  Dinleyici: (dışından): Üstadım,  mesele şiir yazmak mı yoksa şair olmak mı? Burası biraz karışmış sanırım. Hem nasıl ulaştınız bu yargıya? Hangi ölçütlerden, hangi kanıtlardan hareketle…   ... Devamı