mehmetsolak 3 Takipçi | 1 Takip
Kategorilerim
Diğer İçeriklerim (109)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (3)
11 05 2008

ŞAİR, FARKINDA OLANDIR.

 

Neyin mi?

Tabiî ki şiirin.

Sadece şiirin değil elbet.

İlkin, kendinin farkında olmalı şair; bittabi hayatın.

‘Farkında olmak’  süreci diri karşılamak ve aynı dirilikle sonlandırmaktır. Bu diriliği başından sonuna değin korumanın zorluğunu söylemeye bilmem gerek var mı? Yine de söylemiş olalım.

Kendinin farkında olmak, şimdilerde ağızlara sakız olmuş ‘kendiyle barışık olmak’ falan değil. Kendiyle barışık olmak; olanı olduğu gibi kabullenmek demektir, yani edilgen bir tavırdır. Oysa peşin bir kabulleniş değildir sözünü ettiğimiz edim. Olayları ve olguları, olumlu ya da olumsuz her nasıl olurlarsa olsunlar hep sorgulamak, kendi yapıp etmelerini bilgi ve bilinç düzeyinde gerçekleştirmek, böylelikle hayatın bütüncüllüğünü kavramaya yönelmek, buna azmetmektir farkında olmak. İlk bakışta dikkat çekmeyen ayrıntıları en başta görebilmek ve hep görmek nasıl mümkündür? ‘Kendi olmak’ değil midir yegâne anahtar. Sonradan görmek, yani ‘farkına varmak’ da değil bu; her ne kadar sözlükler ikisine de aynı anlamı verseler bile.

Kendinin farkında olmayan hayatın da farkında olmaz. Bu aşamalardan habersiz birinin, şiirin farkında olması ne mümkün.  Bunu söylerken, şiire bir kutsallık atfediyor değilim; şiirin böyle bir niteliğinin olduğunu da düşünmüyorum ayrıca. Vurgulamak istediğim husus; şiirin, ‘yaşamsal bir edim olarak farkında olma’yı gerekli kıldığıdır, yani etken bir tavrı. Peki her şiir yazanda bu ‘etken farkındalık’ var mıdır? Evet, demeyi çok isterdim doğrusu; ama safdillik olur bu, hatta körlük.

Etken farkındalık, muhalif olmak mıdır peki? Tam olarak değil. Çünkü muhalif olmak da iğdiş edildi. Geleneksel olana veya kutsala karşı çıkmaya indirgendi. Bu sası muhaliflik, şiirlerini metalaştırdı. Hatta şiir bırakmadı ellerinde. Ellerinde diyorum, çünkü kirli zihinsellikleriyle karşılaşacakları sonuç başka bir şey olamazdı zaten.

O halde,  şiir formatında bir şeyler yazmak, illâki şair yapmıyor insanı. Görünürde öyle olabilir. Genel geçer yaklaşım da bunu teyit edebilir. Ancak ölçütün görüntü olmadığı  gayet açık. Öyleyse; bir kişi, şiirle meşgul olsa dahi şiirin farkında olmayabilir mi demek  bu? Tek kelimeyle: Evet. Şiir, bir meşgale değildir zira; bir ‘hal’dir. Kişinin hal’iyle hemhal olmasını gerekli kılar. Hemhal olmak, yazgıya dahil olmaktır; edilgen bir kabullenişle hiçbir alâkası yoktur. Halbuki dahil olmak, sorgulayıcı tavra ilişkindir; en başta dahil olunacak durumun sorgusu zorunludur. Sorgulayıcı olmak, insanî bir haslettir. Sorgulamak, kimilerinin sandığı gibi, inkâr etmenin ne yandaşıdır ne gerekçesi.

İşte şair, hayatı bütün boyutlarıyla sorgulayan kişidir. Alemdeki bütüncüllüğü sorgu penceresinden gören ve öylece algılayan. Algılarını, iç dünyasının güdülerine ve dış dünyanın itkilerine teslim etmeden bilgiye ve  bilince dönüştüren kişi. Bu dönüşüm idrakini sözle terennüm edendir şair; hatta kimileyin sözsüz sedasız, derin bir suskunlukla.

İster sözlü ister sözsüz olsun, terennümüyle bütüncül döngüye katılandır şair. Şiir ise, bütün ihtişamıyla ve en derin boyutlarıyla varlığı kuşatan bütüncül döngüye açılan kapılardan birisi. O kapıyı iyi bellemek lâzım ve eşiğinde neyi beklediğini bilerek beklemek. Acaba kaç kişi, kendisi için ardına kadar açılmış kapıların farkındadır? Ya  aralanmış olanların! Kapının aralanmış yahut açık olması yetmiyor demek ki! Onu görmek gerekiyor, bir ‘gören’in olması.

Şair, görendir; ama en baştan gören. Görülmesi gerekenin farkında  olan yani ve bu ‘oluş’u yakînen  bilen.

Değil mi ki aynelyakîn bilinendir şiir; onu bir bilen gerekir. O şairdir.

 

 

www.40ikindi.com

 

 

0
0
0
Yorum Yaz