mehmet solak

mehmet solak

aşka yüzüm var / arada bir yerde, bu yerde / yabancı olsam da / mosmor sürgün / hayal içre

BİR CISILTI KALDI

23/9/2007
Kategori: mektup

  “Sabahıma                 Akşamıma

               bir                bir

              gül                 mum

              tak                 yak

  o                 o

 

        gülle                        mumla

   soldur                                   söndür

beni                                                beni”       (Metin Altıok)

 

 

dedim,soldurdun beni bir gül gibi.

İlkin yaktın cayır cayır.Dağladın acımasızca.

Tek  seveyim istedim seni,tek sev beni.

Bahardı,güller domur domur.Gözlerin de bahardı.Bakardın,içime akardı bahar.İçime yağardı nisan yağmurları.Bir küskün bir barışıktı  yeryüzüyle gökyüzü;bir sen,bir ben.

İkimizdik,tek ikimiz.Biraz sarsak ama tek,yani bir.

O vakit anlamıştım bir nedir.Kimler bir’leşir?Nasıl ‘ bir’leşiriz?

Bahardı.Ve her şey zordu.Kızıl güller yetmiyordu sabahı karşılamaya.

Sonra bir mum yaktık.O eridikçe alaz hışmıyla biz de eridik.Yollar kıvrım kıvrım,dağlar çetindi.Bir ‘ses’e onlarca şıkırtı,bir yaprağa yüzlerce kelime sığıyordu.Ama içimiz içimize sığmıyordu.Hâlâ da sığmıyor.Hep taşıyor,dolduruyoruz içimizi;birimiz öbürümüzü,öbürümüz bu birimizi.

Bir güldün sen.

Bahardı.Sabahım oldun.Akşamım oldun.Bir mum oldun.Kuyunda haşin bir alevdim.Başımı çaldım duvarlarına.Başım döndü;üfledim,üfledim gömdüm dipli dibine.

Söndürdün beni.Söndürdün,bir cısıltı kaldı bende.

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

DAHA AKŞAM

23/9/2007
Kategori: mektup

“Akşam,yine akşam,yine akşam

  göllerde bu dem bir kamış olsam.”   (Ahmet Haşim)

 

 

Gün akşama dönüyor kımıl kımıl kızarak.

Ve karararak kapkara.

Daha akşam olacak;akşam,daha akşam.

Sonra yeniden kızaracak.

Göller de kızaracak dokununca tenine güneş.

Lâkin yetmeyecek bağrını yakmaya kamışın.

Vurulacak boynu,kesilecek saçları ve dağlanacak korarmış şişlerle.

Deşilecek en içi.İçi dışına çıkacak.

Ve nefeslenecek derken,düğüm düğüm olacak her nefeste boğazı.

Bir inilti saracak tüm benliğini.

Sonra akşam olacak,yine akşam.

Güneş çekilecek göllerden.Daha akşam olacak.Kamışlar daha kamış.

Boynu vurulanlar,gurbette yaslı,yanık;öylece kalacaklar bir başlarına.

Bir başlarına bir fısıltı bekleyerek rüzgardan,bir selam sıladan...

Dillerinde bir ayrılık şarkısı: “nâlişim zâr eyledi merd ü zeni”

Göllerde o dem bir kamış olacağız,o dem bir akşam,tavşan kanı. 

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

LEYLÂÂÂ

8/9/2007
Kategori: mektup

“Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı

 Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum

 Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın

 Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum

 Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum.”     (Sezai Karakoç)

 

Ah çiçekler!N’eyleyim sizlerle?Başımın hoş püskülüsünüz siz.Herbiriniz ayrı bir Leylâ.

Nice Leylâlar konuk oldu göğsüme.Nice râyihâlarla  mest oldu parmaklarım.Hepsi benim içindi,Leylâm için.

Konukluğu bitince,solgun,perişan,yapayalnız bırakıp gitmedi beni Leylâm.Hep parmaklarımın ucunda oldu.Hep göğsümün tam orta yerinde.Leylâm goncagüldü dokunduğum yerde;kan-revan perişan.

Sen muhkem duvarlar,demir kapılar ardında,yanıbaşında müsellâh şairler, öylece bekliyordun beni.

Ben çiçekler ellerimde,sıkboğaz ;aşk göğsümde domdom yarası,geldim dayandım kapına.

Dayandım işte.Hiç konuşmasak da,suspus kaçamak bakışsak da sen bendesin,ben sende.Ben bir çiçeğim senin göğsünde,taçları çiğli.Sen bir kurşunsun benim yüreğimde,kan rengi.

Umrumda değil,çiçeklerden ve kurşunlardan gayrısı.Her çiçek bıçkın bir kurşun bana;her kurşun dingin bir çiçek.

Ben yaşıyorum mu sanıyorsun sen yaşamıyorken?Ben de ancak senin gibi yaşıyorum:yaşamıyor gibi ,yaşamıyor gibi yaşıyorum.

Yaşamak nedir sensiz?Yaşamak,çiçeksiz ve kurşunsuz.Ne ki günahlarımız kadar ömrümüz varken şunun şurasında.Acının ellerinde ağarıyorken saçlarımız günbegün.Yağmur yağsa da yağmasa da ağırsa toprak,külçe gibi ağır ellerimizde.Her sabah güneşin doğuşunu haber veremiyorsam sana,batışına yetişemiyorsam mütemadiyen;yaşamak nedir?Yaşamak güneşsiz…

Ben güneyli çocuk,ey şair,ben güneyli çocuk.Aralık başında sesleniyorum sana.Meltemli,güneşli,ılıman bir aralıkta.Kim bilir sen hangi yağmurlar altındasın şimdi o şehirde,bir elinde çiçekler,bir elinde kurşunlar!Nice kelimeler sürüyorsundur namluna.

Haydi çek tetiği,oturup durma öyle.Yarala bizi,canevimizden vur!

Bütün çiçekler Leylâ olsun,bütün kurşunlar Leylâ.

                             Leylâââ

“Leylâ bir özge candır/Kara gözlü ceylândır.”

 

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

BİLEMEZSİN

8/9/2007
Kategori: mektup

“burada, bu kentte

 bir öyküyü ikiye bölüp

 birlikte yaşadığımız bu kentte,

 üçe katlanmış gölgemi

 sarıp götürüyorlar,görüyorum

 toprağı tutuşturmuşlar alev alev

 yanıyor saçlarından tutuşmuş bu kent

 burada

 bir öyküyü ikiye bölüp

 yaşadığımız.”  (Hasan Ali Kasır)

 

 

Bilemezsin muhterem,bilemezsin.

Bu kentte hiçbir şey eskisi gibi değil,ama hiçbir şey.İkiye böldüğümüz öykümüzün büyük yarısını aldın götürdün giderken.Geride bıraktığın sıktı,bunalttı beni.Taşkın ırmaklara döndüm,boyuna kıyıma vurdum.Sonra denize koştum.Deniz duruyordu durduğu yerde.Duruyordu ve kendine dönüyordu hep.Ben dönemiyordum ama.Her hatırlayış çağıltı oluyordu içimde.Büyüyor,büyüyor,alıp götürüyordu beni karanlık kıyılara.

İkiye bölünebilecek yeni bir öykü yaşamadım sen gideli.Bambaşkaydı seninle öykümüz.Başkaları da vardı oysa içimizde.Sonra çoktular senin etrafındakiler.Ancak bir başkaydı bizim öykümüz;sahiciydi.

Bürünüp beyazlara, gittin,beni bu kentte bırakarak.Toprağı tutuşturarak;bu kenti,öykümüzün biricik mekânı bu sıcak kenti tutuşturarak saçlarından. “Belki bir siste yürümek/ya da bir gül yaprağı olmak rüzgârda/daha kolay daha rahat”tı.Lâkin yaşadın mı ki kolayı?Ya dokundun mu hiç rahat’a,burada,bu kentte,başka kentlerde.

Cevapsız kalmak ne kötü.Yine cevapsız kalacağım işte.Bile bile yazıyorum yine de.Aslında daha önce yazacaktım sana.Daha önce,yani otuz birine varmadan ağustos.Ama olmadı.Biliyorum tembelim biraz,sen de bilirsin.(Hani ısmarladığın yazıyı sormuştun son konuşmamızda.Daha yazmamıştım ‘yazamam’ da diyememiştim kırılırsın diye.Sonra öylece kaldı hiç başlamadan sen gidince)Dağıtmayayım,çıkalım anılardan sonra hiç

çıkamayız .Yazamadım diyordum hani.Evet yazamadım daha önce.İşte bütün mesele bu ‘daha önce’de.Yani ağustosun öncesi temmuzda.Şu bildiğimiz temmuz canım,daha başka ne olacak.Bu yıl da o sararttı yazımızı.

Bir gün sonra ‘mevsim sonbahar/aylardan eylül’ olacak.Bir güz,bir kış,bir yaz sensiz geçmiş olacak.Yani koca bir yıl.Ne zor sensiz kalmak bu kentte.Ne zor,bilemezsin muhterem,daha bir

zor şimdi yaşamak.

“ve yaşamak:meçhûle doğan serencâm.”

 

 

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

GELMİŞ BULUNDUM

3/7/2007
Kategori: mektup

 (...)

“Şiirler yazdım,kitaplar okudum

 Elime bir bardak aldım,onu yeniden oydum

 Derinlerde kaldım bir zaman

 Kim bulmuş ki yerini,kim ne anlamış sanki mutluluktan

 Ey yağmur sonraları,boş bahçeler,akşam sefaları

 Söyleşin benimle biraz bir kere gelmiş bulundum.” (Edip Cansever)

 

 

 

Gelmiş bulundum bir kere.

Anlamadım lâkin:Geldim mi bulundum mu?Geldimse niye habersizim olup bitenden?Neden görmedim,duymadım gelişimi?Kim toplayıverdi koltuğuma sıkıştırılan bohçamı?Kimdim ben?

Ben kimdim?Nerede buldum kendimi?Ya bulundum mu?Nasıldım,kim vardı yanıbaşımda?Kim aldı cebimdeki adresleri,bitmedi,düşlerimi.

Sonra şiirlerim vardı,yazıp yazıp sakladığım;beni ne zaman ,nerede bulurlar bilmediğim kelebeklerim.Sevmeye doyamadığım o nâzeninler.

O nâzenin kitaplarım.Nasıl da paylaştık birbirimizi yıllarca.Sonra ellerimle yaktım onları.Zor yandılar,habire eşeledim sayfaları elimdeki portakal dalıyla.Çoktular,kalındılar.Derinlere alıp götürdüler beni yandıkça.Yanmayanları da iyice gömdüm  derine;iyice derine.

Kim bulmuş onları?Kim ‘ne anlamış ki mutluluktan’ mutsuzluk izi bulmuş kararmış sayfalarda?Kim görmüş kararan sayfalarla kararan yürekteki kederi?Sonra hıncı.Sonra buğulanan gözlerde başlayan savaşı.

Ve kalmadı savaşta olmayan bir yanımız.

 

Yağmur mu?Ah keşke.

Keşke yağsa yağmur!Tütsülense havamız.Serinlese içimiz.Serinlese bahçeler,akşamsefaları.Akşamsefası koksa akşamlarımız.

Bir şey demediniz,ama gelmiş bulundum.Geri çevirmek olmaz bir kere geleni.Hem gelen benim,ben;akşamsefalarının sıkı dostu.Biliyorum biraz kırılganım.Belki çokça müşkülpesent.Ama ben seçmedim ki beni.Bana sorsalar çokça hırçınlık alırdım kendimden,çokça isyan,birazcık usanç.Yerine kararınca serinlik,kararınca uyum koyardım.Ancak ben kalır mıydım o vakit,bilemiyorum.Kalmazdım hayır,biliyorum.

İşte ben buyum..Şiirlerim var yine,kitaplarım var.Toprak sever beni,hele yağmur sonrası akşamsefaları.

Hadisenize söyleşin benimle.

Gelmiş bulundum bir kere.

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

NE YAPSIN ADAM?

3/7/2007
Kategori: mektup

(...)

 “Ben toprağın kanatlandırdığı

            Şiirin göçmen günlerinin elinde büyüdüm

  Görmüş geçirmiş mevsimlerden

            Alın aydınlık haberi.”    (Mustafa Yürekli)

 

 

 

Aydınlık haberler beklemiyorsun değil mi benden?Çünkü görmüş geçirmiş mevsimlerle yaşıt değilim ben.Ve mevsimler denli değişken,sabırlı.

Bir sabırlı olabilseydim;yani kendim dahil,her şeyi kendi haline bırakabilseydim şiirin göçmen günlerine kalır mıydım hiç?Bilmez misin ne zordur göçmenlik:İnsanın kanatlarını yolan topraksızlık?

Hem toprağı tanıyalım diye burada değil miyiz?Burada ,şu karanlık dünyada.Toprağı  tanıyalım ki,kendimize bir kapı açalım.Bir aydınlık pencere,karanlığın içinden.

O pencereler olmasa ne yaparız?Ya kapılar!Nereye sığınır,nasıl güvence altına alırız varlığımızı?Ne yaparız,kaçmak istediğimizde,önüne vardığımızda ardına kadar açılan bir kapımız;ferahlamak istediğimizde aydınlığı içine gizlendiğimiz bir penceremiz yoksa.Üstelik hayat,çıktıkça gerisi kaybolan;indikçe ilerisi olmayan bir merdivenden başka hiçbir şeyse.Ve biz,önümüzdeki merdivenleri kös kös inen ve çıkan adamlarsak.

Ne söyler o merdiven,biz ‘adamlar’a? Kaç kişi inmiştir ineceği yere,salimen;kaç kişi çıkmıştır çıkacağı yere sahiden?Yani kaç adam?

Söyleyeceğini söyleyememiş,yapacağını yapamamışsa adam,ne farkeder merdiven ha küpeşteli olmuş ha küpeştesiz,ya da başdöndürücü  helezonik…

Adam adamdır hem,adamlığının farkına  varabildiyse eğer.Zira ‘adamlığının farkında olmak’ve ona ‘ varmak’ başlıbaşına bir eylemdir adam için.Öncelikli eylem:Kuşatan,bütünleyen.Sonra diğerleri;ikincil,üçüncül eylemler...

                                                           Ve

                                                  eylem=aşk

   

    aşk =ateş    

          ise

           başka ne yapsın

                    adam?                                                                           

 

Ne mi?

Paylaşsın örneğin; ‘Ateş’i paylaşsın.Ateş alsın,ateş versin.Ateşlesin.Ateşlensin.

Sonra ,yeni harladığı ateşten bir kucak alsın,bembeyaz bir kâğıda özenle sarsın,tütsülesin ve posta kutusunu her gün mıncıklayan adama göndersin .

Şimdi yaptığı gibi.

Hey! Bak postacı geliyor!Selam verecek sana.Çıksana kapıya.

     

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı