27 05 2009

MEHMET SOLAK HARFLERE YEMİN EDİYOR!/ KÂMİL YEŞİL

 “Mehmet Solak şiir dünyasının içindeki laf ü güzafa katılmadan kendince sesleniyor. Şiir dediğin böyle olur.

 HAYAL İÇRE VE MEVSİMLERİN ŞAİRE ETTİĞİ FENALIKLAR 

Dergi sayfalarında okuyucusunu arayan şairler vardır. Bir de okurun bulduğu şairler… Mehmet Solak bu kategorilerden ikincisine girer. Hiç ummadığınız kişilerden duyarsınız adını. Üniversitede yazılı sorusu olarak ondan metinler seçilmesi de dahil. Sadece ilgilisinin bildiği ve takip ettiği bir şairdir O. Mehmet Solak şiiri kendisi için yazar öncelikle. Üstat Sezai Karakoç'un dediği gibi aynı zamanda kendi şiirinin okurudur o. Böyle düşündüğü için yazmasına rağmen yayımlamayı öncelemeyen bir duruşu vardı ben onu tanıdığımda. Daha sonra kendi kuşağı içinde şiir yazıp yayımlayanlar arasına katıldı. İlk şiir kitabı Aşka Yüzüm Var, Hece yayınları arasından çıktı. Bu kitaptaki şiirlerin belki de yarısı zaten Hece'de yayımlanmıştı.

Ne var Mehmet Solak'ın şiirlerinde. Olabildiğine naiflik, hassasiyet, kırgın bir kalp, hasret, aşk ve zaman.

“Zaman”ın şiirini yazan ve yazdığı şiirde zamana ad veren bir şair olarak görüyorum Mehmet Solak'ı. Aşka Yüzüm Var'ın birinci ara başlığı Mevsim Aşk adını taşıyor mesela. İlk şiirin ilk iki dizesi: “Üzerin yazdı sesin güz / Efsun buğusu gözlerin bahar”

  Hüzün Şiirleri!

Dünya renkleriyle geliyor şaire. Zamanın rengine bürünerek tecelli ediyor aşk. “hani baharla gelecektin/ hani gül kokuları getirecektin” derken siz de giriyorsunuz bir beklenti sonrası üzgünlüğüne. Mevsim bir başka şiirde Eylül adıyla geliyor ve şair soruyor: Nasıl Ağlamasın Eylül? Yaz güze belenir ve eylül köpüğe boyar denizi. Mevsimlerden şaire arta kalan şiirdir. Hüzün şiirleri. Zamana mührünü vurmuş olsa da geçen zamanın ardından –ömür mü desek- hasretle bakar şair. Bahar, yaz, güz ve kış. Şiirleri okuyunca demek ki diye düşünüyorsunuz; şair her mevsim aşkla. Demek her mevsimin aşkı var. Oysa şairler için aşk baharın; ayrılık güzün adıdır. Mehmet Solak bu klişeyi kırıyor. Sadece kırmakla kalmıyor; bütün şiir kitaplarında aynı izleğin izini sürüyor. İkinci kitabı Arada Bir Yerde* ve daha bir aylık olan üçüncü kitabı Hayal İçre'de hep bu “zaman-şair-aşk” üçgenini görüyorsunuz. * Zaman ikinci kitapta “haziran” olarak geliyor şaire. Ve bu geliş “O yaz getirdi”ye dönüşüyor. Üçüncü kitap “nisan” şiiriyle başlıyor.

Nisan / ortanca kızı ilkyazın /

Daha önceki şiirlerinde kendini gizleyen gizemciliğin, hurûfiliğe bürünerek ıyan olduğu gözden kaçmıyor. Göndergesi geleneğe yaslanan bu metinlerde şair, kültürel bir boyut ekliyor şiirlerine. Doğrusu bu şiirleri okuyunca iki şairi hatırlamadan edemedim. Hurufi Melal yazarı İhsan Deniz ve zaman şiirleri yazarı Hilmi Yavuz. Harflerin ve suretlerin içindeki mânâyı açığa çıkarmasa da dikkati çekiyor şair. Yanlış anlaşılmasın ebcedle, cifrle uğraşmıyor, Kitab'ın harflerine eğiliyor. Elif'e, Lam'a Mim'e. Şair ilk kitabında bunun ip uçlarını vermişti zaten. Ayn, şın ve kaf'la.

Kendi kuşağı içinde farklı!

Mehmet Solak üçüncü kitapta bir şey daha yapmış. Metinler arası ilişki ile şiire modern bir yapı kazandırmış. Neşati'den, Fuzuli'ye, türkülerden halk efsanelerine kadar sadece ehlinin bileceği ve anlamlandırabileceği metinler üretmiş. Diyebiliriz ki Mehmet Solak'ı kendi kuşağı içinde farklı kılacak bir özelliktir bu.
Şiir şerh edilmez, hissedilir, der İsmet Özel. Her bir şiirin anlam dünyası, çağrışımı farklıdır çünkü. Bütünüyle zaten anlaşıldığı söylenemez şiirin. Ancak imgelere boğulmuş şiirlerde anlamsızlık özellikle gözetilmiştir. Mehmet Solak okuyucuyu yormuyor bu bağlamda. Ben onun şiirini okuyunca şu fıkrayı hatırladım / hatırlarım.

Nasreddin Hoca bir gün deniz kenarına gitmiş. Şılaf şılaf sahile vuran denizin kibrine aldırmadan kendi halinde, incecik akan bir pınar da denizin yanında. Hoca, çıkardığı sese, mücessem varlığına güvenerek bir avuç su almış denizden. O da ne? Tuzlu ve ağzın içini yakıyor. Hemen kendi halinde mütevazı akan pınarın yanına varmış. Bir avuç ondan almış. Ne tatlı, soğucak, berrak bir su! Denize dönmüş, “bir marifetin varmış gibi hiç şılaflama boşuna, demiş. Su dediğin böyle olur.”

 Mehmet Solak şiir dünyasının içindeki laf ü güzafa katılmadan kendince sesleniyor. Şiir dediğin böyle olur.  

 

 

0
0
0
Yorum Yaz