mehmet solak

mehmet solak

aşka yüzüm var / arada bir yerde, bu yerde / yabancı olsam da / mosmor sürgün / hayal içre

Şiir hafızamıza hoş gelmiş bir konuk: Hayal İçre / Vural Kaya

29/6/2009
Kategori: kitaplar

Hayal İçre (Digraf Yayıncılık, Şubat 2009, İstanbul), Mehmet Solak’ın dördüncü şiir kitabı. İlk kitabından bu yana pek değiştirmediği bir şiirle ilerliyor Mehmet Solak. Bundan sonra da değiştireceğe benzemiyor.

Mehmet Solakİlk intiba olarak hüzün şiirleri söylüyor gibidir Mehmet Solak. Ve fakat işin aslı öyle değil. Salt hüzün şiirleri diyemeyiz. Hüzün görünümlü olsa bile yaşadığı dünyayla barışık ve temkinli şiir diyebiliriz. Bunu ilk etapta okurun şiirsel aklına hemencecik teslim etmiyorsa da giderek şiirle kurulan sıkı ahbaplık sonucunda elde edebiliyoruz. Yavaş yavaş kanıksıyorsunuz şiiri. Aslında kolay görünümlü bir zorla muhatap kılıyor bizi şair. Böylesi hem daha sağlam daha sahih… 

Bir başka cepheden bakıldığında aklı başında bir zarafet şiiri. Çekgin, savurgan olmayan özge bir tavır… “haydi in kendine bir kelime seç / kimsesiz harflerin sığınağı olsun / aramızda gezen meleklerin sesi / sırlardan bile asessiz nâzenin / bir kelime : adın olsun”.

Gerçekte seksenli yıllarda sık kullanılıp eskitilmiş sözcükleri sevmem. Sevemiyorum daha doğrusu. Aşındırılmış, çürütülmüş sözcüklerdir onlar. Bu tür sözcüklere de zaman zaman yanaşıyor Mehmet Solak. Fakat yukarda belirttiğim gerekçeler bağlamında Mehmet Solak şiirinde bu yadsınamaz bir nitelik kazanıyor. Hatta yer yer “iyi ki burada bu sözcük şiir eriyiğine dahil edilmiş” dediğimiz de oldu, oluyor. Modern şiirin gerekleri bünyesinde eski dil ve şiir kurgu mantığını nasıl iyi eritiyorsa yakın zamanda modern şiir düzlemindeki eskitilmişlikleri de iyi işçilikle, iyi şiir aklıyla sahihleştiriyor. “şair kime benzer / kendinden başka zeferşan / yüzleşmiyorsa içinden konuşanla / nurusiyahta, çılgın ruhuyla”. Bu dizelerde ve şiirin başlığı olan “aynalarda nihan” söyleyişinde de görüldüğü gibi eski de var yakın eski/eskitilmişlikler de var. Fakat bütün bu halleri hem teknik hem anlamla başkalaştırıyor şair. Bir de içinden konuşanla, iki dillilikle hesaplaşmayı öneriyor ki anlamın hayatiyetle bağını ciddiyetle tavırlaştırıyor.

Mehmet Solak Hayal İçre’siyle şiirini sevdirmeye geliyor; şiir hafızamıza konuk oluyor adeta. Kasıntısız, zorlamasız, vakur bir yürüyüşü var. Şiir adımları önümüzdeki zamanlar içerisinde daha da sıklaşacağa benziyor. En azından benim temennim bu.

Mehmet Solak, Hayal İçre

“şehri kim” şiirindeki ses ve ahenk ve içlilik bende daha başka bir etki bıraktı sanırım. 

Bu şiiri sizinle paylaşmalıyım. 
 
 
Mehmet Solak"şehri kim 

kar düşünce şehre

karanlık bir yabancısın

sokaklar gibi, kendine gölgeli

yaşıyorsan bil ki

öleceğin içindir

canhıraş iki kelime arasında

öpülünce çatlayan nar

unutulmuş küskünlükler

hiç dönmeyecek vakitler için

tortusuz yazlardan yadigâr 

            “karlı bir gece vakti”

             kim uyandırır şehri 

yağmur yağınca şehre

ıslanır saçaksız adasında, sırılsıklam

mırıltılarla çoğalan şair

ne ilk yapraktır ne son yaprak

ödünç sözler gibi saçılan sokaklara

yağmalanmış bakışlardan

Mehmet Solakbulutlu bir kadın yüzünden gölgesiz 

            yağmurlu bir ikindi

            kim uyandırır şehri 

güneş batınca şehre

bir heves bırakır uzak camlarda

uçurum aydınlığı gözlerinde kuşların

ne çok aynalara benzeyen

fiyakalı bir bozgun cümlesi şairde

dar zamanda depreşen şiirin

kurtulmak için şehvetinden 

            kızıl bir akşam vakti

            kim uyandırır şehri 

güneş doğunca şehre

kim kurtarabilir kendini kalbinden

aşka yetecek kokusu yoksa

korkuyorsa gölgesinden uzağa düşmekten

yüzüne sinmiş kederle

kalakalmaktan iki ten arasında

her şeyden daha eski daha mahçup

evlerden bile birbirine açılan

merhamet kuyusu çocuklardan

ve kağıtlardan 

            efsunkâr bir saba vakti

            kim uyandırır şehri 
 

 www. dunyabizim.com

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

MEHMET SOLAK HARFLERE YEMİN EDİYOR!/ KÂMİL YEŞİL

27/5/2009
Kategori: kitaplar

 “Mehmet Solak şiir dünyasının içindeki laf ü güzafa katılmadan kendince sesleniyor. Şiir dediğin böyle olur.

 HAYAL İÇRE VE MEVSİMLERİN ŞAİRE ETTİĞİ FENALIKLAR 

Dergi sayfalarında okuyucusunu arayan şairler vardır. Bir de okurun bulduğu şairler… Mehmet Solak bu kategorilerden ikincisine girer. Hiç ummadığınız kişilerden duyarsınız adını. Üniversitede yazılı sorusu olarak ondan metinler seçilmesi de dahil. Sadece ilgilisinin bildiği ve takip ettiği bir şairdir O. Mehmet Solak şiiri kendisi için yazar öncelikle. Üstat Sezai Karakoç'un dediği gibi aynı zamanda kendi şiirinin okurudur o. Böyle düşündüğü için yazmasına rağmen yayımlamayı öncelemeyen bir duruşu vardı ben onu tanıdığımda. Daha sonra kendi kuşağı içinde şiir yazıp yayımlayanlar arasına katıldı. İlk şiir kitabı Aşka Yüzüm Var, Hece yayınları arasından çıktı. Bu kitaptaki şiirlerin belki de yarısı zaten Hece'de yayımlanmıştı.

Ne var Mehmet Solak'ın şiirlerinde. Olabildiğine naiflik, hassasiyet, kırgın bir kalp, hasret, aşk ve zaman.

“Zaman”ın şiirini yazan ve yazdığı şiirde zamana ad veren bir şair olarak görüyorum Mehmet Solak'ı. Aşka Yüzüm Var'ın birinci ara başlığı Mevsim Aşk adını taşıyor mesela. İlk şiirin ilk iki dizesi: “Üzerin yazdı sesin güz / Efsun buğusu gözlerin bahar”

  Hüzün Şiirleri!

Dünya renkleriyle geliyor şaire. Zamanın rengine bürünerek tecelli ediyor aşk. “hani baharla gelecektin/ hani gül kokuları getirecektin” derken siz de giriyorsunuz bir beklenti sonrası üzgünlüğüne. Mevsim bir başka şiirde Eylül adıyla geliyor ve şair soruyor: Nasıl Ağlamasın Eylül? Yaz güze belenir ve eylül köpüğe boyar denizi. Mevsimlerden şaire arta kalan şiirdir. Hüzün şiirleri. Zamana mührünü vurmuş olsa da geçen zamanın ardından –ömür mü desek- hasretle bakar şair. Bahar, yaz, güz ve kış. Şiirleri okuyunca demek ki diye düşünüyorsunuz; şair her mevsim aşkla. Demek her mevsimin aşkı var. Oysa şairler için aşk baharın; ayrılık güzün adıdır. Mehmet Solak bu klişeyi kırıyor. Sadece kırmakla kalmıyor; bütün şiir kitaplarında aynı izleğin izini sürüyor. İkinci kitabı Arada Bir Yerde* ve daha bir aylık olan üçüncü kitabı Hayal İçre'de hep bu “zaman-şair-aşk” üçgenini görüyorsunuz. * Zaman ikinci kitapta “haziran” olarak geliyor şaire. Ve bu geliş “O yaz getirdi”ye dönüşüyor. Üçüncü kitap “nisan” şiiriyle başlıyor.

Nisan / ortanca kızı ilkyazın /

Daha önceki şiirlerinde kendini gizleyen gizemciliğin, hurûfiliğe bürünerek ıyan olduğu gözden kaçmıyor. Göndergesi geleneğe yaslanan bu metinlerde şair, kültürel bir boyut ekliyor şiirlerine. Doğrusu bu şiirleri okuyunca iki şairi hatırlamadan edemedim. Hurufi Melal yazarı İhsan Deniz ve zaman şiirleri yazarı Hilmi Yavuz. Harflerin ve suretlerin içindeki mânâyı açığa çıkarmasa da dikkati çekiyor şair. Yanlış anlaşılmasın ebcedle, cifrle uğraşmıyor, Kitab'ın harflerine eğiliyor. Elif'e, Lam'a Mim'e. Şair ilk kitabında bunun ip uçlarını vermişti zaten. Ayn, şın ve kaf'la.

Kendi kuşağı içinde farklı!

Mehmet Solak üçüncü kitapta bir şey daha yapmış. Metinler arası ilişki ile şiire modern bir yapı kazandırmış. Neşati'den, Fuzuli'ye, türkülerden halk efsanelerine kadar sadece ehlinin bileceği ve anlamlandırabileceği metinler üretmiş. Diyebiliriz ki Mehmet Solak'ı kendi kuşağı içinde farklı kılacak bir özelliktir bu.
Şiir şerh edilmez, hissedilir, der İsmet Özel. Her bir şiirin anlam dünyası, çağrışımı farklıdır çünkü. Bütünüyle zaten anlaşıldığı söylenemez şiirin. Ancak imgelere boğulmuş şiirlerde anlamsızlık özellikle gözetilmiştir. Mehmet Solak okuyucuyu yormuyor bu bağlamda. Ben onun şiirini okuyunca şu fıkrayı hatırladım / hatırlarım.

Nasreddin Hoca bir gün deniz kenarına gitmiş. Şılaf şılaf sahile vuran denizin kibrine aldırmadan kendi halinde, incecik akan bir pınar da denizin yanında. Hoca, çıkardığı sese, mücessem varlığına güvenerek bir avuç su almış denizden. O da ne? Tuzlu ve ağzın içini yakıyor. Hemen kendi halinde mütevazı akan pınarın yanına varmış. Bir avuç ondan almış. Ne tatlı, soğucak, berrak bir su! Denize dönmüş, “bir marifetin varmış gibi hiç şılaflama boşuna, demiş. Su dediğin böyle olur.”

 Mehmet Solak şiir dünyasının içindeki laf ü güzafa katılmadan kendince sesleniyor. Şiir dediğin böyle olur.  

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

HAYAL İÇRE ÇIKTI

13/4/2009
Kategori: kitaplar


Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

AŞKA YÜZÜM VAR

23/9/2007
Kategori: kitaplar

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

HÜZÜNÂRÂ

23/9/2007
Kategori: kitaplar

 

          HÜZÜNÂRÂ

 

          Mehmet Solak

 

          SaçakKitap

 

            “Bana yaz, demiştin; beni gölgele.

            Kendim söyledim kendim dinledim yine. Nasıl ki kendim yazıyor, kendim okuyorsam. Ve sonra herkesle birlikte –hani şu; kim, ne kadar, kaç kişi olduğu belirsiz herkes varya, işte o –sen de okuyorsun yazdıklarımı.

            Şimdi sanal bir sen var karşımda. Bazen ben’im o; bazen sen, o, bu.

            Ama yine de kalemin oynayışını seyrederek, kağıda dokunarak yazıyorum ilkin. Yoksa bir hayınlık sarıyor içimi dışımı.

            Gayrı gölgele beni. Razıyım gölgede kalayım. Varsın “gölgede kalanın gölgesi olmaz.” desin herkes. Ne derse desin.  Umurumda mı ki herkes!

            Ama sen... Gölgelemedin beni.

            Biliyorsun değil mi?”

 

            Mehmet Solak, yazdığı otuz bir mektubu kitaplaştırmış. Saçak Kitap’tan çıkan bu derlemeye “hüzünârâ” ismini vermiş. Kitabın kapak ve iç tasarımı mektuba uygun ve güzel bir çalışma olmuş.

 Solak, şair kimliği ile öne çıkmış bir yazar. Şiir ise kıskançtır, ortak kabul etmez. Şairin her eylemine eşlik eder, boş bırakmaz onu. Bundan dolayı; bir şair edebiyatın diğer türlerini denediği zaman, onları şiire yaklaştırır. Şair bu kıskançlığı bu şekilde aşmaya çalışır. Bu anlamda Solak’ın mektuplarına da şiirin gölgesi düşmüş. O da bunu farkında ki;  mektuplara  yirmi şairin (Şeyh Galip, Ahmet Haşim, Sezai Karakoç, Hilmi Yavuz...) şiirlerinden bölümleri katmış. Yazdıkları bu şiirlerin birer açılımı gibi.

            Niçin yazdığını  şöyle dile getiriyor yazar:

           

“Her gün neler olmakta, neler. Mümkün mü her birini anlatmak. Her birine takılıp kalmak. Ama anlatmamak… O da çare değil. Birileri ile konuşmak gerek, birilerine anlatmak. Anlatalım ki boşalalım. Boşalım hazdır kimileyin, kimileyin öfke. Ya iliklerine kadar rahatlarsın ya da tüylerine kadar hınçlanır, dimdik bilenirsin. İkisini de yaşamak gerek. Onlarsız olamayız.”

 

            Yazar kendini eşeliyor yazdıklarıyla. Sınırlarını zorluyor. Yani o kendini kendine yazıyor öncelikle. Bu mektupları okurlarına ulaştırıyor ki; yankılanarak geri dönsünler. Kendini sınıyor. Helezonik bir döngüyü gerçekleştiriyor. Yazar mektuplarında hayatın yalınkat, doğrusal olarak ilerlemediğini haykırıyor. Bu nârâ  hoyratça değil, hüzünle terbiye edilmiş.

            Okuyucu  bu tecrübeye ortak oluyor. O da mektupları kendine yazılmış gibi değil de; kendisi yazmış gibi okuyor.

            Mehmet Solak şiirlerinde olduğu gibi mektuplarında da kelime seçme ve cümle kuruluşunda titizliği elden bırakmıyor. Sanal iletişimden sıkılanların, şairin şiiri ortaya çıkarırken yaşadığı tecrübeleri öğrenmek, ateşli bir kalpten ateşlenmek , en önemlisi de kendisiyle yüzleşmek isteyenlerin okuması gereken bir kitap, “hüzünârâ”.

 

                                     “Ve

                               eylem = aşk

                                 aşk = ateş

                                      ise

                        başka ne yapsın adam?

 

Ne mi?

Paylaşsın örneğin; ‘Ateş’i paylaşsın. Ateş alsın, ateş versin. Ateşlesin. Ateşlensin.

Sonra, yeni harladığı ateşten bir kucak alsın, bembeyaz bir kâğıda özenle sarsın,  tütsülesin ve posta kutusunu her gün mıncıklayan adama göndersin.

Şimdi yaptığı gibi.

Hey! Bak postacı geliyor! Selam verecek sana. Çıksana kapıya.”

 

 

 

                                                                                  HÜSEYİN KIR

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

ARADA BİR YERDE

23/9/2007
Kategori: kitaplar

 

 

          ARADA BİR YERDE

 

          Mehmet Solak

 

          SaçakKitap

 

            İbn Arabî’nin varlık anlayışına göre “Hazerat-ı Hamse/ Beş mertebe”  önemli bir anahtar  kavramdır. Bu hiyerarşik varlık anlayışı  içerisinde “Hayal Âlemi/Âlem-i Misal”in ayrıcalıklı bir yeri vardır. Hayal,  âlemlerin en mükemmelidir. Gerçek varoluş ve her şeye hakim olma gücü ona aittir. Haya,l ne var olan  ne de yok olan; ne bilinen  ne de bilinmeyen ; ne tasdik edilen  ne de inkar edilen bir şeydir.

            Allah’tan başka her şey “Hayal”dir. Kozmolojik anlamda ise ruhanî âlemle cismanî âlem arasında bulunan ara bir dünyadır.İki taraf arasında, her iki tarafın niteliklerine sahip bir ara gerçeklik ya da berzahtır.

            Hayale, küçük âlem olan insandaki bir gerçeklik olarak baktığımız zaman birbiriyle alakalı iki anlamda kullanıldığını görürüz. Birincisi ruhla beden arasında  berzah, ara dünya olarak yaratılan, nefistir. Nefis arasında bulunduğu iki alanın özelliklerine de sahiptir. İkinci anlamda Hayal, İngilizce’de “imagination” olarak bilinen insanî yetiye tekabül eder.

                                                           (William Chittick,Varolmanın Boyutları, s. 303-363.)

 

            İbn Arabî’nin hayal metaforu şair ve şiirin yeri hakkında bize önemli ipuçları veriyor. Şair Mehmet Solak da  yeni çıkan şiir kitabına “arada bir yerde” adını uygun görerek bu imkandan yararlanıyor. Tercihini poetik olarak da temellendiriyor: “Şiir arada’dır. Ne yerde ne gökte; ikisi arasında. Ne göktür ne yer ama; hem yerdir hem göktür çünkü. Şiir ara’dır. Ne kış ne yaz. Bahardır: hem yaz hem kış; hem yaşam hem ölüm yani. Şiir arada’dır ve ara’dır; Tıpkı insan gibi...” Şair arada kalmıyor, bilinçli bir şekilde arada bulunuyor. Yerle gök, yaşamla ölüm, yazla kış arasındaki boşluğu, hüzün ve yalnızlığa boyanmış, şiirle dolduruyor . Başka ne kapatabilir ki  bu aralığı?..

            Kitaptaki şiirlerden birisinin başlığı da “arada bir yerde”:

           

“sen ey yasak sürgünü

 neysen o’sun işte, bu bahçede

             güllerden arta kalan, sen

             ve ben, ikimiziz sadece

             iki tomurcuk arasında bir yerde

             saçılmayacaktın böyle

             gökle yer arasında, yalnızlıktan”

 

            Şiirlerin çoğunda bu yer/yersizlik teması işleniyor; ama “biz adı geçenler” başlıklı şiirde bu tema özellikle öne çıkıyor:

 

            “evlere girdik hep evlerde kaldık isterik

              sokaklara çıktık hep sokaklarda kaldık

              serseri                      

             bir bilemedik yerimiz neresi

              neresi soluk umutlarımızı sarkıttığımız balkon

             ...

             göçebe kaldık bu ara yerde, bu karayerde

            ne cennette, mütebessim

            ne cehennemde, cırlavuk

            yabancıyız burada, yaban-

            cılık sarısı, gömgök sürgün”

           

Nisan 2006’da Saçak Kitap’tan   çıkan “arada bir yerde” şairin ikinci şiir kitabı.İlk kitabı Hece Yayınları’nın şiir serisinden çıkmıştı. Mehmet Solak , 1965, Konya doğumlu. Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu olan şair şiirlerini Kırağı , Kardelen, Düş Çınarı, Martı, Özülke, Edebiyat Ortamı, İnsan Saati, Kaşgar, Hece, Dergah, Kökler, Sonsuzluk ve Bir Gün, Mor Taka  dergilerinde yayımladı.

            Üst seviyeden şiirler yazıp da  dergi sayfaları arasında kaybolan birçok şair namzetine tanık olduk. İlk kitabı yayımlandıktan sonra ortalıktan çekilen şairlere de. Şair; şiirle bağını anlık duygusal parlamaların ötesinde, derin, ilkeli, sahih ilişkilerle kurabilen insandır.Yoksa her insanın şiire dokunan bir yanı vardır. Birkaç güzel şiirden hareketle şiir yazmaya çalışanları şair olarak kabul etmek nasıl bizi yanıltabilirse,şairin ilk kitabından hareketle şiiri hakkında eleştiri yapmak da  hatalara düşürebilir.

            Mehmet Solak ısrarla şiir yazmayı sürdürdüğünü,şiirin yollarında yürüdüğünü ve onu ağırladığını ikinci kitabını çıkararak göstermiş oluyor. Bazen sen ve o şahıslarına sarksa da daha çok ben merkezli şiirler yazan Solak, tahkiyeden uzak, imgeyi ihmal etmeden akıcılığı sağlayan, naif bir söyleyişe sahip.

            Mehmet Solak şiirin temel iki izleği var: yalnızlık ve hüzün. Hüznü duygusallıktan uzak, yalnızlığı da şikayetten. Kelime seçiciliği ile dikkatleri çeken Solak’ın şiirine bu iki izleğin  rengi (mor)  siniyor.  

Kitabın kapak ve iç tasarımı Betül Taçyıldız yapmış. Alışık olmadığımız, görselliğin öne çıktığı bir tasarımla karşılaşıyoruz. Tasarıma kadın elinin değdiği zarafetinden anlaşılıyor. Kitaptaki şiirlerle paralellik gösteren kapak ve iç tasarımda her şey ayrıntılı olarak düşünülmüş. Baskın olarak kullanılan mor ara bir renktir. Kapakta bulunan şeritlerdeki her bir  fotoğraf diğer şeritteki fotoğraflardan birisinin simetriği. İki şerit arasında kitabın adı bulunuyor: “arada bir yerde.”

 

                        aşka yüzüm var

                 arada bir yerde, bu yerde

                       yabancı olsam da

                        mosmor sürgün

                            hayal içre”

 

                                                                                              HÜSEYİN KIR

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı