mehmetsolak 3 Takipçi | 1 Takip
Kategorilerim
Diğer İçeriklerim (112)
Tüm içeriklerim
Takipçilerim (3)
26 01 2017

Hiç

  hangi uykudan uyansan açamazsın kilitlenmiş  bahtını ertelenmişse talan bir kez daha yumuk elleriyle bir çocuk kör uykusu gözler çatlak dudaklar soğumuş bir çift ayak mı ne onarır kalbini   kalbini vakumlasa hangi hamarat usta daha kavi olur mu eskisinden daha afilli daha pürüzsüz bozulmadan hasarsızlığı tenin hurdaya çıkmadan can   can çıkınca lâmbadan söner  ateş islenir fitil gök daralır çorba soğur sıra sende derler günah sırası burası kırılır sarı-yeşil kehribar sıra dağılır   dağılır konuşan konuşmayan kim varsa çatıştıran seni beni börtü böceği kim bilebilir ki içinden geçen her treni çamurlu yolları kese kese günde kaç kez çığırtkan bir yankı bırakarak kendi kaderinden kendi dehşetine tanık   tanık ol bayatlayan ekmeğe kuruyan suya donan kurt sesine tipi borana çerçi rahatlığına karartma vakitlerinde hatırla kaç firar yaşadın ardında bırakamadan yorgun korkuları paslanmaz anıları keskin soluğunu kılıcın muştusunu gövermiş tohumun işte oyuluyor zamanın ölüme meyyal  ruhu kurumuş ekmeğin küflenmiş içi   içi zeval değil mi dışı hayal hep esatir  hayat baştan sona hangi kahin teskin eder kimden intikâl eden hangi veraset varis  kim kime helâl kaçta kaç pay hangi isyanda derdest edilmiş boynu ilmeklenmiş hükmü okunmadan yüzüne terekesi okunmuş mahkumu   mahkumu kim kim infaz eder hiç hüküm giymemiş hiç bilmemiş hiç olmayı ----------HİÇ-------------... Devamı

02 10 2015

Snoopy

Snoopy   ortega  gasset’ i dinleyip don quijote’u ikinci kez oku üçüncü kez… sor kaçıncı kez döndü beyhude yel değirmenleri senin için/de   acıt yaralarını hatırla acıt acıdan ölme ölmeden çoğalmasın eksik kalan ihanet çağrılmadan çık yola cinnetten önce mum erimeden son kez tir tir     seni çağırıyor bak fokurdayan magma sen dokunmadan yayılmayacak yeryüzüne ucu kaçmadan hayatın eriyik bir boşluğa at gövdeni at boşluk ol sesi ol umarsızlığın   yak geçtiğin yolları geçtiğin yılları kırık dökük hislerini kötücül çağrılarını evrenin koynunda şimdi sen kurşunî  bir istilânın son kalıntısı olacaksın son kaçağı büsbütün elinle ve kaskara kanınla   hoşça kal  snoopy   Devamı

14 11 2012

frida

bir yerin olsun istedin ayak üstü duracak kadar gölgen sığacak kadar bir yerin hatırı varsa onca rengin             -  mavinin ve sarının- imrensin sana ressamlar kendi resminde nasıl durduğuna bakıp tahta bacaklı ve korseli yerli bir kadının     terk etmeye gör renkleri bir korku boyar kırık  kemiklerini her sabah picasso olursun her akşam dali, zırdeli üç kuşak yeter mi aklını temizlemeye pürpak etmeye hain olmadan yoldaşlar katında mürtet olmadan mümkün mü ıslanmak tuval önünde aldatmak ve aldanmak sen yaşayıp  giden kurşunî bir ölüyken   kes saçlarını frida kes- sende nasılsa geçmişi acının ayır kaşlarını en mümbit yerinden diegoyu gövdesinden yaşasın             celladın Devamı

17 10 2010

adına hazırım

  30.     yas tutsam faydasız sökülmüşse ağzım sarkmışsa dudaklarım iğne iplik tutmuyorsa hiç perde yetmiyorsa sımsıkı örtmeye içimi kim çeker  tırnaklarımı kökünden uyuşturmadan beynimi son bir kez deri atamadan mankurt bir yılan gibi şu taşın dibine törenle her aybaşı     31.     ya bitiremezsem bu şiiri kırkını çıkaramazsam ne yaparım şirpençe çıkar mı dilimde yavuz gibi kalır mıyım sefer ellerde ölsem ne çıkar ölmesem ne diyebilsem de  heyhat müstafî  sayılırım hemen teşahür erbabınca     32.     kuşku tutmuyor, neden herkese yetecek kuşkum var oysa bir başı bir sonu her esatirin kime mağlûm kime meçhûl her masala uygun tekerlemem kaf dağı, padişah kızı, tellâl hayal içre hayal olsa da       33.   ne desem lâf ü güzâf esenlik yok  otlara  bile ateş yaktıkça su soğuttukça saklandıkça yasaklar böyle tutsak kalacağım cem gibi     34.     her  yer mor menekşe her yanım hüzün sağanağı şimdi adını ne koymalı bu hayatın bilmem ki soğuk sular dökünüp çıksam sokaklara üryan serinlik değer mi alnıma güneşli günler için sakladığım kurumuş yapraklara bir çalkantıysa zihnim boz bulanık uzayan bir ayrılıksa ömrüm ne koymalı adını her yalnızlıkta bu hayatın     35.     kimden miras bana bu dikişsiz keten kim ilikler kim çözer düğmelerimi kim diker sökü... Devamı

07 08 2010

Şiir haddini bilenin işi değil!

Tepeden inmeci kültür, konuştuğumuz dilde bile kendimizi emniyet içinde hissetmemizi engelledi.   Horozlu Ayna ve Ölüm, Hilkatin İlk Günleri gibi harikulade şiir kitaplarının sahibi Cevdet Karal ile şiir, kadınların şiirde geldiği bugünki nokta, şairin beslendiği kaynaklar ve “muhatapsız şiir”den konuştuk. Şiiri nasıl sevdirebiliriz? Şiir deyince akla neden 23 Nisan veya tören şiirleri geliyor? Bu soruyu şunun için soruyorum. Genelde kuru bir şiir öğretimi veya eğitimi var, bunun önüne nasıl geçebiliriz? İç içe geçmiş, kendi içinde ön kabulleri olan soruları bir arada soruyorsunuz. Şiir denince akla tören şiirlerinin, 23 Nisan şiirlerinin gelmesi gerçekten ortak bir payda mıdır? Yanlış bir genelleme içeriyor olsa da maksadınız anlaşılmıyor değil. Fakat bu yaygın değerlendirmede şiir telakkimizi yerli yerine koymayan bir nokta var. O sözü edilen şiirler, buna çocuklar da dâhil, alay konusu edilen şiirlerdir. Çocuğu eğip bükmek, biçimlendirmek isteyen eğitim sistemine harika bir kahkaha tam da o şiirlerin kafiyelerindeki klişelerden, konularındaki kasıtlılık, yapaylık ve hacimsizlikten patlar. Ders kitaplarında tek tük de olsa iyi şiirler de vardır ve çocuk kendi duyarlığıyla bu ayrımı yapar. Anlam ile şekil arasında uçurumlar yaratıldı Peki, asıl sorun nedir sizce? Şiirin, edebiyatın iyi örneklerinin ancak iyi bir eğitimden geçmek suretiyle ilgi ve algı konusu olabileceğini, bu hükmün bir kesinlik taşıdığını düşünmek de bana isabetli gelmiyor. Bu, eğitimle birlikte yerleşik kültürün verdiği terbiye iledir. Yoksa milletin yüreğindeki Yunus Emre sevgisini, şairâne sözlerle dile gelen bilgeliği nereye koyacağız. Ben insanımızın şiire bağlılığından ş&uu... Devamı

13 07 2010

Şairlik bir meslek mi?

  Okur Kitaplığı’ndan ‘Savaşlar Kararında’ isimli şiir kitabı yayınlanan Ünsal Ünlü ile şiir ve şairlerin halleri üzerine bir söyleşi Sizce Osmanlı'dan günümüze ne değişti? Yani şairler korunup kollanırken, sanatçı gözüyle bakılırken günümüzde şairlik bir meslek değil hobi olarak görünüyor. Neden? Kısmen de olsa Osmanlı’da şairliğin müesses bir karşılığı vardı, diyebiliriz. Yani, şair devlet otoritesi tarafından kısmen teşvik ediliyordu. Şairlerin zaman zaman padişahlar için kasideler yazması ve bunun karşılığında ödüllendiriliyor olmaları, Osmanlı padişahlarının birçoğunun şiir üzerine eğitim almaları ve birçoğunun da şair olması ve hatta bazı padişahlarının divanlarının olması bu teşvik ve desteğin boyutlarını anlamak için yeterli bilgi veriyor bize. Ancak o dönemde de şairliğin tek başına bir meslek olarak telakki edilemeyeceği kanaatindeyim. Zaten şairlerin yazdıkları kasideler karşılığında her zaman ödüllendirilmediği; ödüllendirilse bile şairi geçindirebilecek kadar bir para olduğunu sanmıyorum. Zaman zaman ödül olarak verilenleri ise bugünkü şiir ödülleri ile kıyaslayabiliriz belki. Yani diyorsunuz ki şairlik bir meslek değildi, hiçbir zaman da olmadı? Mesela, Osmanlı’nın son aydınlarından büyük şairimiz Mehmet Akif Ersoy İstiklâl Marşı’nı ödül verilmemesi şartıyla yazmıştır. Osmanlı döneminde de, şimdilerde de şairlik asıl mesleğin dışında emek verilen bir uğraştı. Padişah ama şair, baytar ama şair, muallim ama şair, memur ama şair… Günümüzde de değişen pek fazla bir şey yok; doktor ama şair, öğretmen ama şair, mütercim ama şair, mühendis ama şair… Liste uzar gider. Şiir hayat&icir... Devamı